<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Edebiyat Hakkında Herşey</title>
	<atom:link href="http://www.edebiyatzamani.com/index.php/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.edebiyatzamani.com</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 Jan 2010 22:41:18 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Türk Dilinin Tarihi Dönemleri</title>
		<link>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-dilinin-tarihi-donemleri/</link>
		<comments>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-dilinin-tarihi-donemleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 22:41:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatzamani.com/?p=266</guid>
		<description><![CDATA[Dil tarihi uzmanları, Türk dilinin tarihî gelişimini dönemlere ayırırken metinlerle takip edilen dönemden öncesi için birbirinden az çok farklı ayrımlar ve adlandırmalar yaparlar. Bu farklılıkları bir kenara bırakarak Türk dilinin tarihî dönemlerini şöyle özetleyebiliriz:
1. Altay Dil Birliği Dönemi: Türkçenin Altay dillerinden (Moğolca, Mançuca, Tunguzca, Korece, Japonca) henüz ayrılmadığı karanlık bir dönem olarak değerlendirilir.
2. En Eski [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="postmessage_25882">Dil tarihi uzmanları, Türk dilinin tarihî gelişimini dönemlere ayırırken metinlerle takip edilen dönemden öncesi için birbirinden az çok farklı ayrımlar ve adlandırmalar yaparlar. Bu farklılıkları bir kenara bırakarak Türk dilinin tarihî dönemlerini şöyle özetleyebiliriz:</span></p>
<p><strong>1. Altay Dil Birliği Dönemi:</strong> Türkçenin Altay dillerinden (Moğolca, Mançuca, Tunguzca, Korece, Japonca) henüz ayrılmadığı karanlık bir dönem olarak değerlendirilir.</p>
<p><strong>2. En Eski Türkçe Dönemi: </strong>Türkçenin bağımsız bir dil olarak ana Altaycadan ayrıldığı dönem olarak kabul edilmektedir.<br />
<strong><br />
3. İlk Türkçe Dönemi: </strong>Hun, Avar, Hazar, Bulgar dillerinin Türkçeden henüz ayrılmadığı dönem olarak gösterilir.</p>
<p>Türkçenin karanlık çağlarına ait dönemleri ana hatlarıyla bu şekildedir. Bundan sonraki dönemlere ait metinler, yazılı kaynaklar olduğu için dilimizin tarihî gelişimi sağlıklı bir şekilde izlenebilmektedir. Türkçenin metinlerle takip edilebilen bu dönemleri sırasıyla şöyledir:<br />
<strong><br />
1. ESKİ TÜRKÇE DÖNEMİ (6.–13. yüzyıllar arası) </strong></p>
<p>Türkçenin belgelerle takip edilen ilk dönemi olup 13. yüzyıla kadar olan zamanı içine alır. Türkçenin bütün dönemleri hesaba katıldığında hem ses ve biçim bilgisi hem de söz varlığı bakımından en saf ve duru dönemidir. Dilin gramer özelliklerini, tarihî gelişimini tespit için düzenli ve bol metinlerin olduğu bu dönemde bütün Türkler, Türkçenin bu ilk yazı dilini kullanmışlardır. Eski Türkçe dönemine ait metinler; Köktürk, Uygur ve Karahanlı metinleri olarak üç grupta toplanır:</p>
<p>a) Köktürk metinleri</p>
<p>Köktürklerin kendi icadı olan Köktürk alfabesiyle taşlar (bengü taşlar*) üzerine yazılan metinlerdir. Bir kısmı çeşitli albüm ve dergilerde tanıtılan, bir kısmı ise henüz yayınlanmamış irili ufaklı bu metinlerin sayısı 250’den fazladır. Bengü taşların en meşhurları Kül Tigin, Bilge Kağan, Tonyukuk adına diktirilen ve Köktürk Yazıtları (Orhun Abideleri) adıyla bilinenlerdir. Metin itibariyle daha uzun ve kapsamlı olan bu yazıtlar dışında Köktürk çağına ait diğer bengü taşlar şunlardır: Çoyrın, Hoytu Tamir, Nalayha, Talas, Hangiday, İhe-Nûr, Köl İç Çor (İhe-Huşotu), İşbara Tamgan Tarkan (Ongin), Altun Tamgan Tarkan (İhe-Aşete), Mahan Kağan (Bugut).</p>
<p>Bunlardan “Çoyrın bengü taşının 687-692 yılları arasında dikildiği tahmin edilmektedir. Eğer bu tahmin doğruysa, altı satırlık bu taş, Türkçe yazılmış olan ve Köktürk harflerinin kullanılmış bulunduğu ilk metin olmaktadır.”[1] Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar dikkatlerin yeni bir malzeme üzerinde toplanmasına sebep olmuştur: Kazakistanda Esik kurganından çıkan bakır tas üzerindeki Köktürk işaretli kısa yazının okunuşu doğrulanırsa Türk yazı dilinin belgeleri Çoyrın bengü taşından 1200 yıl kadar daha önceye gidecek demektir.</p>
<p>İleri bir tarihte belki yeni malzemeler ortaya çıkabilir. Ancak bugün itibariyle bu döneme ait en önemli belgeler hiç şüphesiz Köktürk Yazıtlarıdır. Bu yazıtların bulunması ve yazısının 1893’te Danimarkalı V. Thomsen tarafından çözülerek okunması, Türk dili araştırmaları için dönüm noktasıdır.</p>
<p>b) Uygur metinleri</p>
<p>Köktürk devleti yıkıldıktan sonra tarih sahnesinde Uygurları görürüz. Yeni bir din arayışıyla Budizm’i benimseyen Uygurlar, Uygur yazısı ve Mani, Brahmi yazılarıyla taş ve kâğıt üzerine yazılmış çeşitli metinlerle kütük basması eserler bırakmışlardır. Doğu Türkistan’daki kazılarda ortaya çıkarılan yüzlerce sandık eserin çoğu, dinî nitelikli olmakla beraber aralarında tıp, falcılık, astronomi ve şiirle ilgili olanlar da vardır. En önemlileri şunlardır:</p>
<p>· Sekiz Yükmek (Sekiz Yığın): Çinceden çevrilen Sekiz Yükmek’te Burkancılığa ait dinî-ahlâkî inanışlar ve bazı pratik bilgiler vardır. Uygurlar arasında çok yayılan bu eser; kısa cümleleriyle, içten anlatımı ve zengin söz varlığıyla dikkati çeker.</p>
<p>· Altun Yaruk (Altın Işık): Sıngku Seli Tutung tarafından Çinceden Uygurcaya çevrilen en hacimli sudurdur.* Burkancılığın temellerini, felsefesini ve Buda’nın menkıbelerini içerir. Bunlardan en meşhurları Şehzade ile Aç Pars Hikâyesi (Açlıktan ölmek üzere olan parsı kurtarmak için kendini feda eden şehzadenin hikâyesi), Dantipali Beğ hikâyesi (Maiyetindeki geyikleri kurtarmak için kendini feda eden geyikler beğini Dantipali Beğ öldürür ve korkunç alevler de Dantipali Beğ’i yutar.) ve Çaştani Beğ hikâyesi (Ülkesindeki insanlara hastalık ve bela getiren şeytanlarla Çaştani Beğ’in mücadelesi)dir.</p>
<p>· Irk Bitig (Fal Kitabı): Köktürk yazısıyla yazılmış bir fal kitabıdır. Her biri ayrı fal olarak yazılan 65 paragraftan oluşur. Çeşitli inanışlar ve masal unsurlarının bulunduğu kitapta günlük dile ait pek çok kelime de vardır.</p>
<p>· Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi (İyi Düşünceli Şehzade ile Kötü Düşünceli Şehzade): Burkancılığa ait bir menkıbenin hikâyesidir: İyi düşünceli şehzadenin bütün canlılara yardım etmek ve canlıların birbirlerini öldürmelerini engellemek için bir mücevheri elde etmek üzere yaptığı maceralı yolculuk anlatılır.</p>
<p>c) Karahanlı metinleri</p>
<p>Eski Türkçenin Karahanlı dönemine ait başlıca eserleri şunlardır:</p>
<p>· Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi): Yusuf Has Hâcib, 1069-1070 yılında 6645 beyit olarak yazdığı bu eserinde devlet, adalet, insan ve aklı temsil eden dört sembolik kişiyi birbirleriyle konuşturarak insanlara iki cihanda mesut olmanın yolunu göstermiştir. Siyasetname niteliğindeki eserde, ideal bireylerden oluşan bir toplum ve devlet göz önünde canlandırılmıştır. Millî kültürle İslâm kültürünün ustalıkla birleştirildiği bu eser Tabgaç Buğra Karahan’ın iltifatına mazhar olmuş ve yazarına da Has Hâciplik* unvanını kazandırmıştır. Kutadgu Bilig, İslâmlığın etkisindeki Türk edebiyatının ilk ürünüdür. Dil ve edebiyat tarihi yanında kültür tarihi bakımından da en önemli kaynaklardan biridir.</p>
<p>· Dîvânü Lûgati’t-Türk: Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türk dilinin üstünlüğünü göstermek amacıyla Kaşgarlı Mahmud tarafından 1072’de yazılmaya başlanan ve 1077 yılında halife Ebü’l Kasım Abdullah’a sunulan bu eser, ansiklopedik bir Türk dili sözlüğüdür. Kaşgarlı Mahmud, Türkçeden Arapçaya sözlük tertibinde hazırladığı eserinde madde başı kelimeleri açıklarken kendi derlediği deyimlerden, savlardan (atasözleri), koşuklardan (koşmalar) örnekler de vermiştir. Aynı zamanda, halk edebiyatının ilk ürünleri de ilk defa böyle bir eserde derlenmiştir. Türk toplum hayatından örneklerin de bulunduğu Dîvânü Lûgati’t-Türk, 11. yüzyıl Orta Asya Türk dünyasının en sağlam dil mirası olmasının yanında Türk kültürü ve medeniyetinin eşsiz kaynaklarından biridir.</p>
<p>· Atabetü’l-Hakayık (Gerçeklerin Eşiği): Dinî ve tasavvufî konuların anlatıldığı bu eserin Edib Ahmet tarafından 12. yüzyılın başlarında yazıldığı tahmin edilmektedir. Kitapta; bilginin yararı, cahilliğin zararı, dili tutmanın önemi, cimriliğin kötülüğü, cömertliğin iyiliği, alçak gönüllüğünün güzelliği, kibrin kötülüğü gibi konular işlenmiştir. Eser bu bakımdan öğretici bir özelliğe sahiptir.</p>
<p>· Divân-ı Hikmet: Hoca Ahmet Yesevî’nin şiirlerine hikmet, bu şiirlerin toplandığı defterlere Divân-ı Hikmet denmektedir. Bu eserdeki şiirlerin hepsi, Hoca Ahmet Yesevî’ye ait değildir. Kitapta, öğretici yönü ağır basan manzumeler vardır. Hoca Ahmet Yesevî, Türklerin İslâmı daha iyi tanımalarına hizmet etmiş, yaşadığı dönemde birleştirci bir rol üstlenmiş, Hacı Bektâşı Velilerin Yunus Emrelerin, Mahdum Kuluların yetişmesine vesile olmuştur.</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-dilinin-tarihi-donemleri/&amp;title=T%C3%BCrk+Dilinin+Tarihi+D%C3%B6nemleri" rel="nofollow" class="external" title="Bunu del.icio.us 'da paylaşın">Bunu del.icio.us 'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-dilinin-tarihi-donemleri/&amp;title=T%C3%BCrk+Dilinin+Tarihi+D%C3%B6nemleri" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-stumbleupon">
			<a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-dilinin-tarihi-donemleri/&amp;title=T%C3%BCrk+Dilinin+Tarihi+D%C3%B6nemleri" rel="nofollow" class="external" title="Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın ">Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-dilinin-tarihi-donemleri/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Technorati'de paylaşın">Bunu Technorati'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-mixx">
			<a href="http://www.mixx.com/submit?page_url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-dilinin-tarihi-donemleri/&amp;title=T%C3%BCrk+Dilinin+Tarihi+D%C3%B6nemleri" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Mixx'de paylaşın ">Bunu Mixx'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=T%C3%BCrk+Dilinin+Tarihi+D%C3%B6nemleri+-+http://b2l.me/jbzh4+" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-dilinin-tarihi-donemleri/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=T%C3%BCrk+Dilinin+Tarihi+D%C3%B6nemleri&amp;link=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-dilinin-tarihi-donemleri/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-dilinin-tarihi-donemleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Destanları ve Tarihçeleri</title>
		<link>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-destanlari-ve-tarihceleri/</link>
		<comments>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-destanlari-ve-tarihceleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 22:31:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ders Notları]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[destan]]></category>
		<category><![CDATA[destan tarihçesi]]></category>
		<category><![CDATA[destan tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihçe]]></category>
		<category><![CDATA[türk destanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatzamani.com/?p=263</guid>
		<description><![CDATA[Türk Kozmogonisi-Yaradılış Destanı:
Altaylardan Verbitskiy&#8217;in derlediği yaradılış destanı özetle şöyledir: Yer gök hiç bir şey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı Ülgen bu uçsuz bucaksız dünyada durmadan uçuyordu. Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen&#8217;e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. Göğün emri ile oturacak yer bulan Tanrı Ülgen artık yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türk Kozmogonisi-Yaradılış Destanı:</strong></p>
<p>Altaylardan Verbitskiy&#8217;in derlediği yaradılış destanı özetle şöyledir: Yer gök hiç bir şey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı Ülgen bu uçsuz bucaksız dünyada durmadan uçuyordu. Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen&#8217;e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. Göğün emri ile oturacak yer bulan Tanrı Ülgen artık yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi :</p>
<p>Bir  dünya istiyorum, bir soyla  yaratayım<br />
Bu  dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım<br />
Bunun  çaresi nedir, ne yolla  yaratayımş<br />
Su içinde yaşayan  Ak  Ana,su  yüzünde göründü ve Tanrı Ülgen&#8217;e şöyle  dedi :<br />
Yaratmak istiyorsan   Ülgen, Yaratıcı  olarak  şu kutsal  sözü öğren :<br />
De ki hep,&#8221; yaptım oldu &#8220;  başka bir şey söyleme.<br />
Hele yaratır  iken,&#8221;yaptım olmadı&#8221; deme.<span id="more-263"></span><br />
Ak Ana bunları söyledi ve kayboldu. Tanrı Ülgen&#8217;in kulağından bu buyruk hiç gitmedi . insana da bu öğüdü iletmekten bıkmadı : &#8221; Dinleyin ey insanlar, varı yok demeyin. Varlığa yok deyip de, yok olup da gitmeyiniz.&#8221; Tanrı Ülgen yere bakarak : &#8221; Yaratılsın yer!&#8221; Göğe bakarak &#8220;Yaratılsın Gök!&#8221; Bu buyruklar verilince yer ve gök yaratılmış. Tanrı Ülgen çok büyük üç balık yaratmış ve dünya bu balıkların üzerine konmuş. Böylece dünya gezer olmamış bir yerde sabit olmuş.Tanrı Ülgen balıkların kımıldadıklarında dünyaya su kaplamasın diye Mandı şire&#8217;ye balıkları denetleme görevi vermiş. Tanrı Ülgen, dünyayı yarattıktan sonra tepesi aya güneşe değen etekleri dünyaya değmeğen büyük Altın Dağın başına geçip oturmuş.Dünya altı günde yaratılmışdı, yedinci günde ise Tanrı Ülgen uyumuş kalmışdı. Uyandığında neler yarattım diye baktı: Ayla güneşden başka fazladan dokuz dünya birer cehennem ile bir de yer yaratmıştı. Günlerden bir gün Tanrı Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacığı üzerinde bir parça kil gördü&#8221; insanoğlu bu olsun, insana olsun baba.&#8221; dedi ve toprak üstündeki kil birden insan oldu. Tanrı Ülgen bu ilk insana &#8220;Erlik&#8221; adını verdi ve onu kardeşi kabul etti. Ancak Erlik&#8217;in yüreği kıskançlık ve hırsla doluydu. Tanrı Ülgen gibi güçlü ve yaratıcı olmadığı için öfkelendi.</p>
<p>Tanrı Ülgen, kemikleri kamıştan, etleri topraktan yedi insan yarattı. Erlik&#8217;in yarattığı dünyaya zarar vereceğini düşünerek insanı korumak üzere Mandışire adlı bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın kulaklarından üfleyerek can, burunlarından üfleyerek başlarına akıl verdi.Tanrı Ülgen insanları idare etmek üzere May-Tere&#8217;yi yarattı ve onu insanoğlunun başına han yaptı. Yakut&#8217;lardan (Saka) derlenen yaradılış efsaneleri de Altay yardılış destanının yakın varyantı niteliğindedir . XIX.yüzyıl&#8217;da derlenen bu efsanelerin çeşitli din ve kültürlerin etkilerini taşıdıkları düşünülmektedir.</p>
<p><strong>Alp Er Tunga</strong></p>
<p>Sakalar dönemine âit Alp Er Tunga ve şu olmak üzere iki destan tesbit edilmiştir. Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok sevilen bir Saka hükümdarıdır. Alp Er Tunga Orta Asya&#8217;daki bütün Türk boylarını birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu Suriye ve Mısır&#8217;ı fethetmiş ve Saka devletini kurmuştur. Alp Er Tunga&#8217;nın hayatı savaşlarla geçmiştir. Uzun süre mücadele ettiği iranlı Medlerin hükümdarı Keyhusrev &#8216;in davetinde hile ile öldürülmüştür. Alp Er Tunga ile iranlı Med hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları uzun asırlar hem Türkler hem iranlılar arasında yaşatılmıştır. Alp Er Tunga, Asur kaynaklarında Maduva, Heredot&#8217;ta Madyes, iran ve islâm kaynaklarında Efrasyab adlarıyla anılmaktadır.</p>
<p>Orhun Yazıtlarında &#8220;Dokuz Oğuzlar&#8221; arasında &#8220;Er Tunga&#8221; adına yapılan &#8220;yuğ&#8221; merasiminden söz edilmektedir. Turfan şehrinin batısında bulunan &#8220;Bezegelik&#8221; mabedinin duvarında da Alp Er Tunga&#8217;nın kanlı resmi bulunmaktadır. &#8220;Divan ü Lügat-it Türk&#8221; ün yazarı Kaşgarlı Mahmud&#8217;a ve &#8221; Kutadgu Bilig&#8221; yazarı Yusuf Has Hacip&#8217;e göre &#8220;Alp Er Tunga&#8221; iran destanı &#8220;şehname&#8221; deki büyük ve efsanevî Turan hükümdarı &#8220;Efrasiyab&#8221;dır. Divan ü Lûgat-it Türk&#8217;de Turan hükümdarlığının merkezi olarak &#8220;Kaşgar&#8221; şehri gösterilmektedir. islâmiyeti kabul etmiş olan Karahanlı devleti hükümdarları da kendilerinin &#8220;Efrasyap&#8221; sülalesinden geldiklerine inanmışlar ve bunu ifade etmişlerdir. Moğol tarihçisi Cüveyni de Uygur devletinin hükümdarlarının da Efrasyap soyundan olduğunu yazmaktadır. şecere-i Terakime&#8217;ye göre Selçuklu Sultanları kendilerini Efrasyab soyundan kabul ederlerdi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğıinin dağılmasından sonra iletişim kurmak imkânı bulduğumuz ve Rusların Yakut adını verdiği Türk gurup aslında kendilerine Saka dediklerini söylemişlerdir. Tarih içinde kaybolduğunu düşündüğümüz Saka Türklerinin az da olsa bir bölümünün bugün hayatiyetlerini sürdürmeleri pek çok meselenin yeniden araştırılarak doğruların ortaya çıkmasına yardımcı olabilecektir.Tarihçi Mesudî de M.S. 7. yüzyılın başındaki Köktürk hakanının &#8220;Efrasyab&#8221; soyundan olduğunu yazmaktadır. Bütün bu bilgilerden hareketle &#8220;Tunga Alp&#8221; le ilgili efsanelerin Kök Türklerden önce doğu ve orta Tiyanşan alanında yaşayan Türkler arasında meydana geldiğini ve bu destanın daha sonraları Kök Türk ve Uygurlar arasında yaşayarak devam ettiğini göstermektedir.Alp Er Tunga destanının metni bu güne ulaşamamıştır. Bir kısmından yukarıda bahsettiğimiz kaynaklarda bu değerli Saka hükümdarı ve kahramanı hakkında bilgiler ve bir de sagu (ağıt) tesbit edilmiştir:</p>
<p>Alp Er  Tunga  Öldü mü<br />
Dünya  sahipsiz kaldı mı<br />
Korkak öcünü  aldı  mı<br />
şimdi  yürek  yırtılır</p>
<p>Felek  yarar  gözetti<br />
Gizli   tuzak  uzattı<br />
Beğlerbeyini  kaptı<br />
Kaçsa  nasıl  kurtulur</p>
<p>Erler  kurt gibi  uludular<br />
Hıçkırıp  yaka  yırttılar<br />
Acı seslerle  bağırdılar<br />
Ağlamaktan gözleri  kapandı</p>
<p>Beğler atlarını yordular<br />
Kaygı  onları durdurdu<br />
Benizleri yüzleri  sarardı<br />
Safran sürülmüş gibi  oldular</p>
<p>Kutadgu Bilig&#8217;de &#8220;Alp Er Tunga&#8221; hakkında şu bilgi verilmektedir: &#8221; Eğer dikkat edersen görürsün ki dünya beyleri arasında en iyileri Türk beyleridir. Bu Türk beyleri arasında adı meşhur ikbali açık olanı Tonga Alp Er idi. O yüksek bilgiye ve çok faziletlere sahip idi. Ne seçkin, ne yüksek, ne yiğit adam idi ; zaten âlemde ferasetli insan bu dünyaya hâkim olur. iranlılar ona Efrasiyap derler; bu Efrasiyap akınlar hazırlayıp ülkeler zaptetmiştir. Dünyaya hâkim olmak ve onu idare etmek için pek çok fazilet, akıl ve bilgi lâzımdır. iranlılar bunu kitaba geçirmişlerdir.Kitapta olmasa onu kim tanırdı.&#8221; Bugünkü bilgilerimize göre Alp Er Tunga ile ilgili en geniş bilgi iran destanı şehname&#8217;de tesbit edilmiştir. şehname&#8217;nin başlıca konularından biri iran -Turan savaşlarıdır. Bu destana göre en büyük Turan kahramanı önce şehzade sonra hükümdar olan Efrasyap&#8217;tır.şehname&#8217;deki Alp Er Tunga ile ilgili bilgiler şöyle özetlenebilir:</p>
<p>&#8220;Turan şehzadesi Efrasyap babasının isteği üzerine iran&#8217;a harp açtı. iki ordu Dihistan&#8217;da karşılaştılar.Boyu servi, göğsü ve kolları arslan gibi ve fil kadar kuvvetli olan Efrasyap, iranlı&#8217;ları yendi. iran padişahı Efrasyap&#8217;a esir düştü. iran&#8217;ın ilk intikamını o zaman iran&#8217;a bağlı olan Kabil Padişahı Zal aldı. Zal başarılı olmasına rağmen iran şahının öldürülmesini engelleyemedi. Efrasyab iran&#8217;ı ele geçirmek için yeni bir savaş açtı. iran&#8217;ın yetiştirdiği en büyük kahramanlardan Zal oğlu Rüstem Efrasyab&#8217;ın üzerine yürüdü.. Efrasyab ile Zal oğlu Rüstem arasında bitmez tükenmez savaşlar yapıldı. iran tahtında bulunan Keykâvus, hem oğlu Siyavuş&#8217;u hem de Zal oğlu Rüstem&#8217;i darılttı. Siyavuş Efrasyap&#8217;a sığındı . Siyavuş&#8217;un Turan&#8217;da bulunduğu sırada evlendiği Türk beyi Piran&#8217;ın kızından bir oğlu oldu. Siyavuş oğluna babası Keyhusrev&#8217;in adını verdi. Efrasyab uzun yıllar Turan&#8217;da hükümdarlık etti. iran&#8217;lılar Siyavuş&#8217;un oğlu Keyhusrev&#8217;i kaçırarark iran tahtına oturttular. Keyhusrev Zaloğlu Rüstem&#8217;le işbirliği yaptı ve Turan ordularını yendi. Keyhusrev ile Efrasyap defalarca savaştılar. Sonunda ordusuz kalan Efrasyap Keyhusrev&#8217;in adamları tarafından öldürüldü. şehname&#8217;de Efrasyap adıyla anılan Turan hükümdarı Alp Er Tunga&#8217;nın iran hükümdarlarına sık sık yenildiği anlatılmaktadır. Ancak iran Turan savaşlarında iran hükümdarları sürekli değişmiş ı4o yıl yaşadığı rivayet edilen Alp Er Tunga ise mücadeleye devam etmiştir. Bu durum Efrasyap&#8217;ın başarısız olmadığını gösterir. Gerçek destan metni bulunduğu takdirde bu destanla ilgili daha sağlıklı değerlendirmeler yapılabilir görüşündeyim.</p>
<p><strong>Şu Destanı :</strong></p>
<p>Şu destanı M.Ö. 330-327 yıllarındaki olaylarla bağlantılıdır. Bu tarihlerde Makedonyalı iskender, iran&#8217;ı ve Türkistan&#8217;ı istilâ etmişti. Bu dönemde Saka hükümdarının adı şu idi. Bu Destan Türklerin iskender&#8217;le mücadelelerini ve geriye çekilmeleri anlatımaktadır. Doğuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla anılmaları ile ilgili sebeb açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer almaktadır. Kaşgarlı Mahmud Divan ü Lügat-it Türk&#8217;de iskender&#8217;den Zülkarneyn olarak bahsetmektedir.Destanın tesbit edilebilen kısa metni şöyle özetlenebilir: iskender, Türk memleketlerini almak üzere harekete geçtiğinde Türkistan&#8217;da hükümdar şu isminde bir gençti. iskender&#8217;in gelip geçici bir akın düzenlediğine inanıyordu.Bu sebeble de iskender&#8217;le savaşmak yerine doğuya çekilmeği uygun bulmuştu. iskender&#8217;in yaklaştığı haberi gelince kendisi önde halkı da onu izleyerek doğuya doğru yol aldılar. Yirmi iki aile yurtlarını bırakmak istemedikleri için doğuya gidenlere katılmadılar. Giden gurubun izlerini takip ederek onlara katılmaya çalışan iki kişi bu 22 kişiye rastladı. Bunlar birbirleriyle görüşüp tartıştılar. 22 kişi bu iki kişiye: &#8220;Erler iskender gelip geçici bir kişidir. Nasıl olsa gelip geçer , o sürekli bir yerde kalamaz. Kal aç&#8221; dediler. Bekle , eğlen, dur anlamına gelen &#8220;Kalaç&#8221; bu iki kişinin soyundan gelen Türk boyunun adı oldu. iskender Türk yurtlarına geldiğinde bu 22 kişiyi gördü ve Türk&#8217;e benziyor anlamında &#8221; Türk maned &#8221; dedi.Türkmenlerin ataları bu 22 kişidir ve isimleri de iskender&#8217;in yukarıdaki sözünden kaynaklanmıştır. Aslında Türkmenler, Kalaçlarla birlikte 24 boydur ama Kalaçlar kendilerini ayrı kabul ederler. Hükümdar şu Uygurların yanına gitti. Uygurlar gece baskını yaparak iskender&#8217;in öncülerini bozguna uğrattılar.Sonra iskender ile şu barıştılar. iskender Uygur şehirlerini yaptırdı ve geri döndü. Hükümdar şu da Balasagun&#8217;a dönerek bugün şu adıyla anılan şehri yaptırdı ve buraya bir tılsım koydurttu. Bugün de leylekler bu şehrin karşısına kadar gelir, fakat şehri geçip gidemezler. Bu tılsımın etkisi hâlâ sürmektedir.</p>
<p>Bu destana göre iskender Türkistan&#8217;a geldiğinde Türkmenlerin dışındaki Türkler doğuya çekilmişlerdi. iskender Türkistanda mukavemetle karşılaşmamış bu sebeble de ilerlememiştir. Büyük ölçüde çadırlarda yaşayan Türkler iskender&#8217;in seferinden sonra şehirler kurmuş ve yerleşik hayatı geliştirmişlerdir.</p>
<p><strong>Hun &#8211; Oğuz Destanı :</strong></p>
<p>Oğuz Kağan destanı M.Ö. 209-174 tarihleri arasında hükümdarlık yapmış olan Hun hükümdarı Mete&#8217;nin hayatı etrafında şekillenmiştir. Bütün Türk destanlarında olduğu gibi bu destanın da ilk şekli günümüze ulaşmamıştır. Bugün, elimizde Oğuz destanının üç varyantı bulunmaktadır. XIII ile XVI yüzyıllar arasında Uygur harfleriyle yazılmış ve islâmiyetten önceki inancı yansıtan varyantın ilk örneği temsil ettiği kabul edilebilir. XIV. yüzyıl başında yazıldığı bilinen Reşîdeddîn&#8217;in Câmiüt-Tevârih adlı eserinde yer alan Farsça Oğuz Kağan Destanı islâmî varyantların ilkini temsil etmektedir. Oğuz Kağan Destanının üçüncü varyantı ise XVII. yüzyılda Ebü&#8217;l-Gazî Bahadır Han tarafından Türkmenler arasındaki sözlü rivayetlerden ve önceki yazmalardan faydalanarak yazılmıştır.</p>
<p>Oğuz Kağan Destanının islâmiyet Öncesi Rivayeti Ay Kağan&#8217;ın yüzü gök , ağzı ateş, gözleri elâ ,saçları ve kaşları kara perilerden daha güzel bir oğlu oldu. Bu çocuk annesinden ilk sütü emdikten sonra konuştu ve çiğ et ,çorba ve şarap istedi.Kırk gün sonra büyüdü ve yürüdü. Ayakları öküz ayağı , beli kurt beli, omuzları samur omzu, göğsü ayı göğsü gibiydi. Vücudu baştan aşağı tüylüydü. At sürüleri güder ve avlanırdı. Oğuz&#8217;un yaşadığı yerde çok büyük bir orman vardı. Bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. Bir canavar gibi olan bu gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. Oğuz cesur bir adamdı. Günlerden bir gün bu gergadanı avlamağa karar verdi. Kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanını aldı ve ormana gitti. Bir geyik avladı ve onu söğüt dalı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın geyiği almış olduğunu gördü. Daha sonra Oğuz, avladığı bir ayıyı altın kuşağı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın ayıyı da aldığını gördü. Bu sefer kendisi ağacın altında bekledi. Gergedan geldi ve başı ile Oğuz&#8217;un kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile gergedanı öldürdü. Kılıcı ile başını kesti. Gergedanın barsaklarını yiyen ala doğanı da oku ile öldürdü ve başını kesti. Günlerden bir gün Oğuz Kağan Tanrıya yalvarırken karanlık bastı. Gökten bir gök ışık indi. Güneşden ve aydan daha parlaktı. Bu ışığın içinde alnında kutup yıldızı gibi parlak bir ben bulunan çok güzel bir kız duruyordu. Bu kız gülünce gök tanrı da gülüyor, kız ağlayınca gök tanrı da ağlıyordu.Oğuz bu kızı sevdi ve bu kızla evlendi. Günler ve gecelerden sonra bu kız üç oğlan çocuk doğurdu. Çocuklara Gün, Ay ve Yıldız isimlerini verdiler. Oğuz ormanda ava çıktığı günlerden birinde göl ortasında bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda gözü gökten daha gök, saçı ırmak gibi dalgalı, inci gibi dişli bir kız oturuyordu. Yeryüzü halkı bu kızın güzelliğini görse dayanamaz ölüyoruz derlerdi. Oğuz bu kızı sevdi ve onunla evlendi. Günlerden gecelerden sonra Oğuz&#8217;un bu kızdan da üç oğlu oldu. Bu çocuklara Gök, Dağ ve Deniz isimlerini koydular.</p>
<p>Oğuz Kağan büyük bir toy(şenlik) verdi. Kırk masa ve kırk sıra yaptırdı.Çeşit çeşit yemekler,şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler.Toydan sonra Beylere ve halka Oğuz Kağan şunları söyledi:</p>
<p>Ben  sizlere   kağan  oldum<br />
Alalım yay   ile   kalkan<br />
Nişan  olsun   bize   buyan<br />
Bozkurt   olsun   bize   uran<br />
Av  yerinde   yürüsün   kulan<br />
Dana  deniz,  daha  müren<br />
Güneş   bayrak  gök  kurıkan</p>
<p>Oğuz Kağan bu toydan sonra dünyanın dört bir tarafına elçilerle şu mektubu gönderdi:&#8221; Ben Uygurların kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı olmam gerekir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baş eğerse, hediyelerini kabul eder ve onu dost edinirim. Kim baş eğmezse, gazaba gelirim. Onu düşman sayarım. Onunla savaşır ve yok ettiririm&#8221;. Yine o zamanlarda sağ yanda bulunan Altun Kağan, Oğuz Kağan&#8217;a pek çok altın gümüş ve değerli taşlar hediye etti ve ona itaat ederek dostluk kurdu. Oğuz Kağanın sol yanında ise askerleri ve şehirleri çok olan Urum Kağan vardı. Urum Kağan Oğuz Kağanı dinlemezdi. Oğuz Kağan&#8217;ın isteklerini gene kabul etmedi. Oğuz Kağan gazaba geldi, bayrağını açtı ve askerleriyle birlikte Urum Kağana doğru yürüdü.Kırk gün sonra Buz Dağ&#8217;ın eteklerine geldi. Çadırını kurdurdu ve sessizce uyudu. Tan ağarınca Oğuz Kağanın çadırına güneş gibi bir ışık girdi.O ışıktan gök tüylü gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. Kurt: &#8221; Ey Oğuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; Ey Oğuz ben senin önünde yürüyeceğim.&#8221;dedi. Bunun üzerine Oğuz çadırını toplattırdı ve ordusuyla birlikte kurdu izlediler. Gök tüylü gök yeleli büyük erkek kurt itil Müren denizi yakınındaki Kara dağın eteğinde durdu. Urum Hanın ordusu ile Oğuz Kağanın ordusu arasında büyük savaş oldu. Oğuz Kağan savaşı kazandı, Urum Hanın hanlığını ve halkını aldı.Oğuz Kağan ve askerleri Gök tüylü ve gök yeleli kurdu izleyerek itil ırmağına geldiler. Oğuz Kağan&#8217;ın beylerinden Uluğ Ordu bey itil ırmağını geçmek için ağaçlardan sal yaptı ve böylece karşıya geçtiler. Oğuz&#8217;un bu buluş hoşuna gittiği için bu Uluğ Ordu Bey&#8217;e &#8220;Kıpçak&#8221; adını verdi. Gök tüylü gök yeleli kurdu izleyerek yeniden yola devam ettiler. Oğuz Kağan&#8217;ın çok sevdiği alaca atı Buz Dağa kaçtı. Oğuz Kağanın çok üzüldüğünü gören kahraman beylerinden biri Buz Dağa çıktı ve dokuz gün sonra alaca atı bularak geri döndü. Oğuz Kağan atını ve karlarla örtünmüş kahraman beyi görünce çok sevindi. Atını getiren bu beye: &#8221; Sen buradaki beylere baş ol. Senin adın ebediyen Karluk olsun.&#8221; dedi. Bir süre ilerledikten sonra gök tüylü ve gök yeleli erkek kurt durdu. Çürçet yurdu adı verilen bu yerde Çürçetlerin kağanı ve halkı Oğuz Kağana boyun eğmeyince büyük savaş oldu. Oğuz Kağan, Çürçet Kağını yendi ve halkını kendisine bağladı. Oğuz Kağan, ordusunun önünde yürüyen bu gök tüylü gök yeleli erkek kurdla Hint, Tangut, Suriye, güneyde Barkan gibi pek çok yeri savaşarak kazandı ve yurduna kattı. Düşmanları üzüldü, dostları sevindi. Pek çok ganimet ve atla evine döndü. Günlerden bir gün Oğuz Kağanın tecrübeli bilge veziri Uluğ Bey rüyasında bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Altın yay gün doğusundan gün batısına kadar uzanıyordu. Üç gümüş ok da kuzeye doğru gidiyordu.Oğuz Kağan bu rüyayı dinleyince yurdunu oğulları arasında paylaştırdı.</p>
<p><strong>Köktürk Destanı</strong></p>
<p>Köktürklerle ilgili tesbit edilen destanın iki farklı rivayeti bulunmaktadır. Çin kaynaklarında tesbit edilen varyant &#8220;Bozkurt&#8221;, Ebü&#8217;l-Gâzi Bahadır Han tarafından tesbit edilen varyant şecere-i Türk&#8217;te ise &#8220;Ergenekon&#8221; adıyla verilmiştir.</p>
<p><strong>Ergenekon Destanı</strong></p>
<p>Moğol ilinde Oğuz Han soyundan il Han&#8217;ın hükümdarlığı sırasında Tatarların hükümdarı Sevinç Han Moğol ülkesine savaş açtı. ilhan&#8217;ın idaresindeki orduyu Kırgızlar ve diğer boylardan da yardım alarak yendi. ilhanın ülkesindeki herkesi öldürdüler. Yalnız il Han&#8217;ınn küçük oğlu Kıyan ve eşi ile yeğeni Nüküz ile eşi kaçıp kurtulmayı başardılar.Düşmanın, onları bulamayacağı bir yere gitmeğe karar verdiler. Yabanî koyunların yürüdüğü bir yolu izleyerek yüksek bir dağıda dar bir geçite vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akar sular,pınarlar, çeşitli bitkiler, çayırlar, meyva ağaçları, çeşitli avların bulunduğu bir yere gelince Tanrıya şükrettiler ve burada kalmağa karar verdiler. Dağın doruğu olan bu yere dağ kemeri anlamında &#8220;Ergene&#8221; kelimesiyle &#8220;dik&#8221; anlamındaki &#8220;Kon&#8221; kelimesini birleştirerek &#8220;Ergenekon&#8221; adını verdiler. Kıyan ve Nüküz&#8217;ün oğulları çoğaldı. Dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldılarki Ergenekon&#8217;a sığamadılar.Atalarının buraya geldiği geçitin yeri unutulmuştu.Ergenekon&#8217;un çevresindeki dağlarda geçit aradılar. Bir demirci, dağın demir kısmı eritirlerse yol açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu yere bir sıra odun, bir sıra kömür dizdiler ve ateşi yaktılar. Yetmiş yere koydukları yetmiş körükle hep birden körüklediler.Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer açıldı.ilhan&#8217;ın soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmiş olarak eski yurtlarına döndüler, atalarının intikamını aldılar. Egenekondan çıktıkları gün olan 21 martta her yıl bayram yaptılar. Bu bayramda bir demir parçasını kızdırırlar, demir kıpkırmızı olunca önce Hakan daha sonra beyler demiri örsün üstüne koyarak döğerler. Bugün hem yeniden özgür hem de bahar bayramı olarak hala kutlanmaktadır.</p>
<p><strong>Uygur Destanları</strong></p>
<p>Uygurlara âit Türeyiş ve Göç isimli iki destan parçası tesbit edilmiştir.Türeyiş parçası Çin kaynaklarından Göç ise hem Çin hem iran kaynaklarında bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Türeyiş Destanı</strong></p>
<p>Eski Hun beylerinden birinin çok güzel iki kızı vardı. Bu bey kızları ile ancak Tanrıların evlenebileceğini düşünüyordu. Bu sebeble ülkesinin kuzey tarafında yüksek bir kule yaptırarak iki güzel kızını Tanrılarla evlenmek üzere buraya yerleştirdi. Bir süre sonra kuleye gelen bir kurdun Tanrı olduğu düşüncesiyle kızlar bu kurtla evlendiler. Bu evlenmeden doğan Dokuz Oğuzların sesi kurt sesine benzerdi.</p>
<p><strong>Göç Destanı</strong></p>
<p>Uygurların yurdunda &#8220;Hulin&#8221; isimli bir dağ vardı. Bu dağdan Tuğla ve Selenge isimli iki ırmak çıkardı. Bir gece oradaki bir ağacın üzerine gökten ilâhi bir ışık indi. iki ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkkatle izlediler. Ağacın gövdesinde şişkinlik oluştu, ilâhi ışık dokuz ay on gün şişkinlik üzerinde durdu. Ağacın gövdesi yarıldı ve içinden beş çocuk göründü. Bu ülkenin halkı bu çocukları büyüttü. En küçükleri olan Buğu Han büyüyünce hükümdar oldu. Ülke zengin halk mutlu oldu. Çok zaman geçti. Yuluğ Tiğin isimli bir prens hükümdar oldu. Çinlilerle çok savaştı. Bu savaşlara son vermek için Oğlu Galı Tigini bir Çin prensesi ile evlendirmeğe karar verdi. Çinliler , prensese karşılık hükümdardan Tanrı dağının eteğindeki Kutlu Dağ adını taşıyan kayayı istediler. Gali Tigin kayayı verdi. Çinliler kayayı götürmek için kayanın etrafında ateş yaktılar, kaya kızınca üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrılan kayayı arabalara koyarak Çin&#8217;e taşıdılar. Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar kendi dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da Gali Tigin öldü. Kıtlık ve kuraklık oldu . Yurtlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldılar.</p>
<p>Buraya kadar kısaca tanıtmağa çalıştığımız Türklerin ilk dönem edebî eserleri olan Yaratılış, Alp Er Tunga, şu, Oğuz Kağan, Ergenekon, Türeyiş ve Göç destanları bugünkü bütün Türk Cumhuriyet ve Topluluklarının ortak destanları olarak kabul edilmektedir. Büyük bir ihtimalle XV. yüzyılda yazıya geçirildiği kabul edilen &#8220;Dede Korkut Hikâyeleri&#8221; nin Hun-Oğuz Destan dâiresinden ayrılmış destan parçası olduğu görüşü oldukça yaygındır. Dede Korkut Hikâyeleri ve bu hikâyelerin hem anlatıcısı hem de kahramanlarından biri olan Dede Korkut bütün Türk dünyasında ortak olarak tanınan sözlü ve yazılı gelenekte yaşatılan önemli eserlerden biridir. Türklerin X. yüzyılda büyük kitleler halinde islâmiyeti kabul etmelerinden ve Oğuzların büyük bir bölümünün batıya bugünkü Anadolu topraklarına göçmelerinden sonra gerek Orta Asyada gerek Anadolu , Balkanlar ve Orta Doğuda, Türkler farklı siyasî birlikler içinde yaşamışlardır. X. yüzyıldan sonra teşekkül eden destanlardan Köroğlu dışındakiler Türk topluluk ve guruplarının iletişimleri ölçüsünde yaygınlaşmıştır. Köroğlu destanı XVI. yüzyılda Anadolu&#8217;da teşekkül etmiş ve hemen hemen bütün Türk dünyası tarafından benimsenmiş ve çeşitlenerek yaşatılmaktadır.</p>
<p>İslâmiyetin Kabulünden Sonraki Türk Destanları Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han X. yüzyılda islâmiyeti resmen devlet dini olarak kabul etmiştir. islâmiyetten sonra ilk teşekkül eden destan da bu hükümdarın islâmiyeti kabul ve yaymak için yaptığı mücadelelerin efsanelerle zenginleştirilerek anlatımıyla doğmuştur. Bu destanın bir elyazmasında bulunan metni kısaca şöyle özetlenebilir :</p>
<p><strong>Satuk Buğra Han Destanı</strong></p>
<p>Hz. Muhammed kanatlı atı Burak&#8217;ın sırtında göklere yükseldiği &#8220;Mirâc Gecesinde&#8221; gök katlarında kendinden önceki peygamberleri görür. Bunlar arasında birini tanıyamaz ve Cebrail&#8217;e bunun kim olduğunu sorar.</p>
<p>Cebrail :</p>
<p>&#8221; Bu peygamber değildir. Bu sizin ölümünüzden üç asır sonra dünyaya inecek olan bir ruhtur. Türkistan&#8217;da sizin dininizi yayacak olan bu ruh &#8221; Abdülkerim Satuk Buğra Han&#8221; adını alacaktır.&#8221; Hz. Muhammed yeryüzüne döndükten sonra hergün islâmiyeti Türk ülkesine yayacak olan bu insan için dua etti. Hz. Muhammed&#8217;in arkadaşları da bu ruhu görmek istediler. Hz. Muhammed dua etti. Başlarında Türk başlıkları bulunan silâhlı, kırk atlı göründü. Satuk Buğra Han ve arkadaşları selâm verip uzaklaştılar. Bu olaydan üç asır sonra Satuk Buğra Han, Kaşgar Sultanının oğlu olarak dünyaya geldi. Satuk Buğra Hanın doğduğu gün yer sarsılmış, mevsim kış olduğu halde bahçeler , çayırlar çiçeklerle örtülmüştü. Falcılar bu çocuğun büyüyünce müslüman olacağını söyleyerek öldürülmesini isterler. Satuk Buğra Hanı, annesi : &#8221; Müslüman olduğu zaman öldürürsünüz.&#8221; diyerek ölümden kurtarır.</p>
<p>Satuk Buğra Han ı2 yaşında arkadaşlarıyla birlikte ava çıkmağa başlar. Avda oldukları günlerden birinde kaçan bir tavşanın arkasından hızla koşarken arkadaşlarından uzaklaşır. Kaçan tavşan durur ve bir ihtiyar insan görünümü kazanır.Satuk Buğra Han&#8217;ın sonradan Hızır olduğunu anladığı bu yaşlı kişi ona müslüman olmasını öğütler ve islâmiyeti anlatır. Satuk Buğra, Kaşgar hükümdarı olan amcasından islâmiyeti kabul etmesini ister. Kaşgar Hanı, müslüman olmayacağını söyler. Satuk Buğra Han&#8217;ın işaretiyle yer yarılır ve hükümdar toprağa gömülür. Satuk Buğra Han hükümdar olur ve bütün Türk ülkeleri onun idaresinde islâmiyeti kabul ederler. Satuk Buğra Han, ömrünü müslümanlığı yaymak için mücadele ile geçirmiştir. Menkabelere göre Satuk Buğra Han&#8217;ın düşmana uzatıldığında kırk adım uzayan bir kılıcı varmış ve savaşırken etrafına ateşler saçıyormuş. 96 yaşında Tanrıdan davet almış bu sebeble Kaşgar&#8217;a dönmüş ve hastalanarak burada ölmüştür.</p>
<p><strong>Manas Destanı</strong></p>
<p>Kırgız Türkleri arasında doğan Manas destanı Kazak-Kırgız Türk kültür dâiresi içinde bugün de bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Bu destanın XI ile XII. yüzyıllarda meydana geldiği düşünülmektedir. Destanın kahramanı Manas da, Oğuz Kağan destanının islâmî rivayetindeki ve Satuk Buğra Han gibi islâmiyeti yaymak için mücadele eden bir kahramandır. Böyle olmakla beraber Manas destanında islâmiyet öncesi Türk kültür , inanç ve kabullerinin tamamını görmek mümkündür. Bazı varyantları 4oo.ooo mısra olan Manas destanı Türk-Bozkır medeniyetinin Kazak -Kırgız dâiresinin kültür belgeseli niteliğindedir.</p>
<p><strong>Cengiz-nâme</strong></p>
<p>Ortaasya&#8217;da yaşayan Türk boyları arasında XIII. yüzyılda doğup gelişmiştir. Cengiznâme Moğol hükümdarı Cengiz&#8217;in hayatı, kişiliği ve fetihleri ile ilgili olarak Cengiz&#8217;in oğulları tarafından idare edilen Türkler tarafından meydana getirilmiştir. Orta Asya&#8217;da yaşayan Türkler özellikle de Başkurd, Kazak ve Kırgız Türkleri, Cengiz destanını çok severek günümüze kadar yaşatmışlardır. Cengiz-nâme&#8217;de, Cengiz bir Türk kahramanı olarak kabul edilmekte ve hikâye Türk tarihi gibi anlatılmaktadır. Cengiz, Uygur Türeyiş destanının kahramanları gibi gün ışığı ile Kurt-Tanrı&#8217;nın çocuğu olarak doğar. Cengiz-nâme, Moğol Hanlarının destanî tarihi olarak kabul edildiğinden tarih araştırıcılarının da dikkatini çekmiştir. XVII. yüzyılda Orta Asya Türkçesinin değerli yazarı Ebü&#8217;l Gâzi Bahadır Han, &#8220;şecere-i Türk&#8221; adlı eserinde &#8220;Cengiz-Nâme&#8221;nin ı7 varyantını tesbit ettiğini söylemektedir. Bu bilgi, bu destanın, Orta Asya&#8217;daki Türkler arasındaki yaygınlığını göstermektedir. Orta Asya Türkleri, Cengiz&#8217;i islâm kahramanı olarak da görmüşler ve ona kutsallık atfetmişlerdir. Batıdaki Türkler tarafından ise Cengiz hiç sevilmemiştir. Arap tarihçilerinin, bu hükümdarı islâm düşmanı olarak göstermeleri ve tarihî olaylar onun sevilmemesinde etkili olmuştur. Moğolların Anadoluya saldırgan biçimde gelip ortalığı yakıp yıkmaları, Bağdat&#8217;ın önce Hülâgu daha sonra Timurlenk tarafından yakılıp yıkılması, Timurlenk&#8217;in Yıldırım Beyazıd&#8217;la sebebsiz savaşı gibi tarihi gerçekler, Cengiz&#8217;in de diğer Moğollar gibi sevilmemesine sebeb olmuştur. Cengiz-Nâme batıda yaşayan Türkler&#8217;in hafıza ve gönüllerinde yer almamıştır. &#8220;Cengiz-Nâme&#8221;nin Orta Asya Türkleri arasında bir diğer adı da &#8221; Dâstân-ı Nesl-i Cengiz Han&#8221;dır.</p>
<p><strong>Edige</strong></p>
<p>Bu destanda XIII yüzyılda Hazar denizi kıyısında kurulan Altınordu Hanlığının XV. yüzyılda Timurlular tarafından yıkılışı anlatılmaktadır. Destanın adı, Altınordu Hanı ve bu destanın kahramanı Edige Mirza Bahadır&#8217;a atfen verilmiştir. Edige Mirza Bahadır&#8217;ın devletini ayakta tutabilmek için yaptığı büyük mücadeleler, ölümünden sonra XV. yüzyılda destan haline getirilmiştir. 1820&#8242;yılından itibaren yazıya geçirilen Edige destanının Kazak-Kırgız, Kırım, Nogay, Türkmen, Kara Kalpak, Başkırt olmak üzere altı rivâyeti tesbit edilmiştir Çeşitli Türk guruplar arasında Alp Er Tunga ve Oğuz Kağan gibi ilk Türk destanlarının izlerini taşıyan Türk kahramanlık dtünya görüşünü temsil eden burada bahsi geçenler kadar yaygınlaşmamış ortak edebiyat geleneği içinde yer almamış pek çok başka destan örneği bulunmaktadır. Osmanlı sahasında destandan hikâyeye geçişte ara türler olarak da nitelendirilen çok tanınmış ve bir çok Türk topluluklarınca da bilinen Köroğlu örneği yanında daha sınırlı alanlarda tesbit edilen Danişmendname , Battalname gibi ilgi çekici örnekler de bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Battal-Nâme</strong></p>
<p>Bu destanın kahramanı Türkler arasında Battal Gâzi adıyla benimsenmiş bir Arap savaşcısıdır. Asıl destan, VIII. yüzyılda, Emevî&#8217;lerin hırıstıyanlarla yaptıkları savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş Abdullah isimli bir kişiyle ilgili olarak doğmuştur. Battal arapça kahraman demektir, Battal Gâzi, Arap kahramanına verilen unvanlardır. Türklerin müslüman olmalarından sonra Battal Gâzi destan tipi Türkleştirilmiş önceki destan epizotlarıyla zenginleştirilmiş ve anlatım geleneği içine alınmıştır. XII ve XIII yüzyıllarda Battal-Nâme adı ile ve nesir biçimi yazıya geçirilmiştir. Hikâyeci âşıkların repertuarlarında da yer almıştır.Seyyid Battal adıyla da anılan bu kahraman hem çok bilgili, çok dindar ve cömertdir. Müslümünlığı yaymak için yaptığı mücadelelerde insanların yanında büyücü, cadı ve dev gibi olağanüstü güçlerle de savaşır. &#8221; Aşkar Devzâde&#8221; isimli atı da kendisi gibi kahramandır. Arap, Fars ve Türklerin X-XX. yüzyıllar arasında oluşturdukları ortak islâm kültür dâiresinin ürünlerinden biri olmakla beraber Orta Asya&#8217;da yaşayan Türk guruplar arasına da yayılarak Türk kabul ve değerleriyle kaynaşmıştır.</p>
<p>Dânişmendnâme</p>
<p>Anadolunun fethini ve bu mücadelenin kahramanlarını anlatan, X11. yüzyılda sözlü olarak şekillenen X111. yüzyılda yazıya geçirilen islâmî Türk destanlarındandır. Danişmendnâme&#8217;de hikâye edilen olayların tarihi gerçeklere uygunluğu, kahramanlarının yaşamış Türk beyleri olmalarından, Anadolu coğrafyasının gerçek isimleriyle anılmasından dolayı uzun süre tarih kitabı olarak nitelendirilmiştir. Köroğlu metni destan adıyla anılmakla ve bazı destanî niteliklere de sahib olmakla birlikte XX. yüzyılda Anadolu&#8217;dan derlenen örnekleri daha çok halk hikâyesi geleneğine yakındır. Anadolu&#8217;da hikâyeci âşıklar tarafından 24 kol halinde anlatılan hikâyesinin özeti kısaca şöyledir :</p>
<p>Köroğlu Destanı</p>
<p>Bolu beyi, güvendiği seyislerinden biri olan Yusuf&#8217;a : &#8221; Çok hünerli ve değerli bir at bul .&#8221; emrini verir. Seyis Yusuf, uzun süre Bolu beyinin isteğine uygun bir at arar. Büyüdüklerinde istenen niteliklere sahip olacağına inandığı iki tay bulur ve bunları satın alır. Bolu beyi bu zayıf tayları görünce çok kızar ve seyis Yusuf&#8217;un gözlerine mil çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve işinden kovulan Yusuf, sıska taylarla birlikte evine döner. Oğlu Ruşen Ali&#8217;ye verdiği talimatlarla tayları büyütür. Babası kör olduğu için Köroğlu takma adıyla anılan Ruşen Ali, babasının isteğine göre atları yetiştirir. Taylardan biri olağanüstü bir at haline gelir ve Kırat adı verilir. Kırat da destan kahramanı Köroğlu kadar ünlenir. Seyis Yusuf, Bolu beyinden intikam almak için gözlerini açacak ve onu güçlü kılacak üç sihirli köpüğü içmek üzere oğlu ile birlikte pınara gider. Ancak, Köroğlu babasına getirmesi gereken bu köpükleri kendisi içer, yiğitlik, şâirlik ve sonsuz güç kazanır. Babası kaderine rıza gösterir ancak oğluna mutlaka intikamını almasını söyler. Köroğlu Çamlıbel&#8217;e yerleşir, çevresine yiğitler toplar ve babasının intikamını alır. Hayatını yoksul ve çaresizlere yardım ederek geçirir. Halk inancına göre silâh icat edilince mertlik bozuldu demiş kırklara karışmıştır. Çeşitli dönemlere ve farklı siyâsî birlikler sahip Türk gurubları arasında tesbit edilen Türk destanlarının kısaca tanıtımı ve özeti bu kadardır. Bu destan metinleri incelendiğinde hepsinde ilk Türk destanı Oğuz Kağan destanının izleri bulunduğu görülür. Bu destan parçaları Türk dünyasının ortak tarihî dönem hatıralarını aksettiren ilk edebî ürünler olarak da önem ve değer taşırlar. Bir gün bu parçalardan hareketle Fin destanı Kalavala gibi değerli mükemmel bir Türk destanını yazılabilirse çeşitli kaynaklarda dağınık olarak bulunan malzeme daha anlamlı hale gelebilir kanaatindeyim.</p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px;"><span class="tablo_font" style="font-size: small;"><span class="tablo_font"><span class="yazi" style="font-family: Times New Roman;"><span class="tablo_font" style="font-size: small;"><span class="tablo_font"></p>
<p align="justify"><strong><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">İlk Türk  			Destanları </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<div>
<pre><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080;"><big>1.Altay  -  Yakut
  Yaradılış  Destanı
2.Sakalar  Dönemi
  a.Alp  Er Tunga  Destanı
  b.şu Destanı
3.Hun   Dönemi
  Oğuz  Kağan  Destanı
4.Köktürk   Dönemi
  a.Bozkurt Destanı
  b.Ergenekon Destanı
5.Uygur   Dönemi
  a. Türeyiş  Destanı
  b.  Göç   Destanı

<strong>İslamiyetin  Kabulunden  Sonraki  Türk   Destanları  :
</strong>
1.Karahanlı   Dönemi
  Satuk Buğra  Han  Destanı
2.Kazak-Kırgız  Kültür  Dâiresi
  Manas
3.Türk-Moğol  Kültür  Dâiresi
  Cengiz-name
4.Tatar-Kırım
  Timur ve Edige Destanları
5.Selçuklu-Beylikler ve  Osmanlı  Dönemleri
  a. Seyid  Battal Gazi  Destanı
  b. Danişmend  Gazi   Destanı
  c.Köroğlu  Destanı</big></span></pre>
</div>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Türk  			Kozmogonisi-Yaradılış Destanı:</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Altaylardan  			Verbitskiy&#8217;in derlediği yaradılış destanı özetle şöyledir: Yer gök  			hiç bir şey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı  			Ülgen bu uçsuz bucaksız dünyada durmadan uçuyordu. Göklerden gelen  			bir ses Tanrı Ülgen&#8217;e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. Göğün  			emri ile oturacak yer bulan Tanrı Ülgen artık yaratma zamanı geldi  			diye düşünerek şöyle dedi :</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div>
<pre><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080;"><big>Bir  dünya istiyorum, bir soyla  yaratayım
Bu  dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım
Bunun  çaresi nedir, ne yolla  yaratayımş
Su içinde yaşayan  Ak  Ana,su  yüzünde göründü ve Tanrı Ülgen'e şöyle  dedi :
Yaratmak istiyorsan   Ülgen, Yaratıcı  olarak  şu kutsal  sözü öğren :
De ki hep," yaptım oldu "  başka bir şey söyleme.
Hele yaratır  iken,"yaptım olmadı" deme.</big></span></pre>
</div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Ak Ana bunları  			söyledi ve kayboldu. Tanrı Ülgen&#8217;in kulağından bu buyruk hiç gitmedi  			. insana da bu öğüdü iletmekten bıkmadı : &#8221; Dinleyin ey insanlar,  			varı yok demeyin. Varlığa yok deyip de, yok olup da gitmeyiniz.&#8221;  			Tanrı Ülgen yere bakarak : &#8221; Yaratılsın yer!&#8221; Göğe bakarak  			&#8220;Yaratılsın Gök!&#8221; Bu buyruklar verilince yer ve gök yaratılmış.  			Tanrı Ülgen çok büyük üç balık yaratmış ve dünya bu balıkların  			üzerine konmuş. Böylece dünya gezer olmamış bir yerde sabit  			olmuş.Tanrı Ülgen balıkların kımıldadıklarında dünyaya su kaplamasın  			diye Mandı şire&#8217;ye balıkları denetleme görevi vermiş. Tanrı Ülgen,  			dünyayı yarattıktan sonra tepesi aya güneşe değen etekleri dünyaya  			değmeğen büyük Altın Dağın başına geçip oturmuş.Dünya altı günde  			yaratılmışdı, yedinci günde ise Tanrı Ülgen uyumuş kalmışdı.  			Uyandığında neler yarattım diye baktı: Ayla güneşden başka fazladan  			dokuz dünya birer cehennem ile bir de yer yaratmıştı. Günlerden bir  			gün Tanrı Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacığı üzerinde bir  			parça kil gördü&#8221; insanoğlu bu olsun, insana olsun baba.&#8221; dedi ve  			toprak üstündeki kil birden insan oldu. Tanrı Ülgen bu ilk insana  			&#8220;Erlik&#8221; adını verdi ve onu kardeşi kabul etti. Ancak Erlik&#8217;in yüreği  			kıskançlık ve hırsla doluydu. Tanrı Ülgen gibi güçlü ve yaratıcı  			olmadığı için öfkelendi. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Tanrı Ülgen,  			kemikleri kamıştan, etleri topraktan yedi insan yarattı. Erlik&#8217;in  			yarattığı dünyaya zarar vereceğini düşünerek insanı korumak üzere  			Mandışire adlı bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın  			kulaklarından üfleyerek can, burunlarından üfleyerek başlarına akıl  			verdi.Tanrı Ülgen insanları idare etmek üzere May-Tere&#8217;yi yarattı ve  			onu insanoğlunun başına han yaptı. Yakut&#8217;lardan (Saka) derlenen  			yaradılış efsaneleri de Altay yardılış destanının yakın varyantı  			niteliğindedir . XIX.yüzyıl&#8217;da derlenen bu efsanelerin çeşitli din  			ve kültürlerin etkilerini taşıdıkları düşünülmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong> </strong></span></p>
<p align="justify"><strong> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Alp Er Tunga</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Sakalar  			dönemine âit Alp Er Tunga ve şu olmak üzere iki destan tesbit  			edilmiştir. Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok  			sevilen bir Saka hükümdarıdır. Alp Er Tunga Orta Asya&#8217;daki bütün  			Türk boylarını birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra  			Kafkasları aşarak Anadolu Suriye ve Mısır&#8217;ı fethetmiş ve Saka  			devletini kurmuştur. Alp Er Tunga&#8217;nın hayatı savaşlarla geçmiştir.  			Uzun süre mücadele ettiği iranlı Medlerin hükümdarı Keyhusrev &#8216;in  			davetinde hile ile öldürülmüştür. Alp Er Tunga ile iranlı Med  			hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları uzun asırlar hem  			Türkler hem iranlılar arasında yaşatılmıştır. Alp Er Tunga, Asur  			kaynaklarında Maduva, Heredot&#8217;ta Madyes, iran ve islâm kaynaklarında  			Efrasyab adlarıyla anılmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Orhun  			Yazıtlarında &#8220;Dokuz Oğuzlar&#8221; arasında &#8220;Er Tunga&#8221; adına yapılan &#8220;yuğ&#8221;  			merasiminden söz edilmektedir. Turfan şehrinin batısında bulunan &#8220;Bezegelik&#8221;  			mabedinin duvarında da Alp Er Tunga&#8217;nın kanlı resmi bulunmaktadır.  			&#8220;Divan ü Lügat-it Türk&#8221; ün yazarı Kaşgarlı Mahmud&#8217;a ve &#8221; Kutadgu  			Bilig&#8221; yazarı Yusuf Has Hacip&#8217;e göre &#8220;Alp Er Tunga&#8221; iran destanı  			&#8220;şehname&#8221; deki büyük ve efsanevî Turan hükümdarı &#8220;Efrasiyab&#8221;dır. 			<a href="http://www.edebiyatogretmeni.net/divani_lugatit_turk.htm"> <span style="color: #ff0000;">Divan ü Lûgat-it Türk</span></a>&#8216;de Turan  			hükümdarlığının merkezi olarak &#8220;Kaşgar&#8221; şehri gösterilmektedir.  			islâmiyeti kabul etmiş olan Karahanlı devleti hükümdarları da  			kendilerinin &#8220;Efrasyap&#8221; sülalesinden geldiklerine inanmışlar ve bunu  			ifade etmişlerdir. Moğol tarihçisi Cüveyni de Uygur devletinin  			hükümdarlarının da Efrasyap soyundan olduğunu yazmaktadır. şecere-i  			Terakime&#8217;ye göre Selçuklu Sultanları kendilerini Efrasyab soyundan  			kabul ederlerdi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğıinin  			dağılmasından sonra iletişim kurmak imkânı bulduğumuz ve Rusların  			Yakut adını verdiği Türk gurup aslında kendilerine Saka dediklerini  			söylemişlerdir. Tarih içinde kaybolduğunu düşündüğümüz Saka  			Türklerinin az da olsa bir bölümünün bugün hayatiyetlerini  			sürdürmeleri pek çok meselenin yeniden araştırılarak doğruların  			ortaya çıkmasına yardımcı olabilecektir.Tarihçi Mesudî de M.S. 7.  			yüzyılın başındaki Köktürk hakanının &#8220;Efrasyab&#8221; soyundan olduğunu  			yazmaktadır. Bütün bu bilgilerden hareketle &#8220;Tunga Alp&#8221; le ilgili  			efsanelerin Kök Türklerden önce doğu ve orta Tiyanşan alanında  			yaşayan Türkler arasında meydana geldiğini ve bu destanın daha  			sonraları Kök Türk ve Uygurlar arasında yaşayarak devam ettiğini  			göstermektedir.Alp Er Tunga destanının metni bu güne ulaşamamıştır.  			Bir kısmından yukarıda bahsettiğimiz kaynaklarda bu değerli Saka  			hükümdarı ve kahramanı hakkında bilgiler ve bir de sagu (ağıt)  			tesbit edilmiştir:</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div>
<pre><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080;"><big>Alp Er  Tunga  Öldü mü
Dünya  sahipsiz kaldı mı
Korkak öcünü  aldı  mı
şimdi  yürek  yırtılır

Felek  yarar  gözetti
Gizli   tuzak  uzattı
Beğlerbeyini  kaptı
Kaçsa  nasıl  kurtulur

Erler  kurt gibi  uludular
Hıçkırıp  yaka  yırttılar
Acı seslerle  bağırdılar
Ağlamaktan gözleri  kapandı

Beğler atlarını yordular
Kaygı  onları durdurdu
Benizleri yüzleri  sarardı
Safran sürülmüş gibi  oldular</big></span></pre>
</div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Kutadgu  			Bilig&#8217;de &#8220;Alp Er Tunga&#8221; hakkında şu bilgi verilmektedir: &#8221; Eğer  			dikkat edersen görürsün ki dünya beyleri arasında en iyileri Türk  			beyleridir. Bu Türk beyleri arasında adı meşhur ikbali açık olanı  			Tonga Alp Er idi. O yüksek bilgiye ve çok faziletlere sahip idi. Ne  			seçkin, ne yüksek, ne yiğit adam idi ; zaten âlemde ferasetli insan  			bu dünyaya hâkim olur. iranlılar ona Efrasiyap derler; bu Efrasiyap  			akınlar hazırlayıp ülkeler zaptetmiştir. Dünyaya hâkim olmak ve onu  			idare etmek için pek çok fazilet, akıl ve bilgi lâzımdır. iranlılar  			bunu kitaba geçirmişlerdir.Kitapta olmasa onu kim tanırdı.&#8221; Bugünkü  			bilgilerimize göre Alp Er Tunga ile ilgili en geniş bilgi iran  			destanı şehname&#8217;de tesbit edilmiştir. şehname&#8217;nin başlıca  			konularından biri iran -Turan savaşlarıdır. Bu destana göre en büyük  			Turan kahramanı önce şehzade sonra hükümdar olan Efrasyap&#8217;tır.şehname&#8217;deki  			Alp Er Tunga ile ilgili bilgiler şöyle özetlenebilir:</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">&#8220;Turan  			şehzadesi Efrasyap babasının isteği üzerine iran&#8217;a harp açtı. iki  			ordu Dihistan&#8217;da karşılaştılar.Boyu servi, göğsü ve kolları arslan  			gibi ve fil kadar kuvvetli olan Efrasyap, iranlı&#8217;ları yendi. iran  			padişahı Efrasyap&#8217;a esir düştü. iran&#8217;ın ilk intikamını o zaman  			iran&#8217;a bağlı olan Kabil Padişahı Zal aldı. Zal başarılı olmasına  			rağmen iran şahının öldürülmesini engelleyemedi. Efrasyab iran&#8217;ı ele  			geçirmek için yeni bir savaş açtı. iran&#8217;ın yetiştirdiği en büyük  			kahramanlardan Zal oğlu Rüstem Efrasyab&#8217;ın üzerine yürüdü.. Efrasyab  			ile Zal oğlu Rüstem arasında bitmez tükenmez savaşlar yapıldı. iran  			tahtında bulunan Keykâvus, hem oğlu Siyavuş&#8217;u hem de Zal oğlu  			Rüstem&#8217;i darılttı. Siyavuş Efrasyap&#8217;a sığındı . Siyavuş&#8217;un Turan&#8217;da  			bulunduğu sırada evlendiği Türk beyi Piran&#8217;ın kızından bir oğlu  			oldu. Siyavuş oğluna babası Keyhusrev&#8217;in adını verdi. Efrasyab uzun  			yıllar Turan&#8217;da hükümdarlık etti. iran&#8217;lılar Siyavuş&#8217;un oğlu  			Keyhusrev&#8217;i kaçırarark iran tahtına oturttular. Keyhusrev Zaloğlu  			Rüstem&#8217;le işbirliği yaptı ve Turan ordularını yendi. Keyhusrev ile  			Efrasyap defalarca savaştılar. Sonunda ordusuz kalan Efrasyap  			Keyhusrev&#8217;in adamları tarafından öldürüldü. şehname&#8217;de Efrasyap  			adıyla anılan Turan hükümdarı Alp Er Tunga&#8217;nın iran hükümdarlarına  			sık sık yenildiği anlatılmaktadır. Ancak iran Turan savaşlarında  			iran hükümdarları sürekli değişmiş ı4o yıl yaşadığı rivayet edilen  			Alp Er Tunga ise mücadeleye devam etmiştir. Bu durum Efrasyap&#8217;ın  			başarısız olmadığını gösterir. Gerçek destan metni bulunduğu  			takdirde bu destanla ilgili daha sağlıklı değerlendirmeler  			yapılabilir görüşündeyim.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong> </strong></span></p>
<p align="justify"><strong> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Şu Destanı :</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Şu destanı M.Ö.  			330-327 yıllarındaki olaylarla bağlantılıdır. Bu tarihlerde  			Makedonyalı iskender, iran&#8217;ı ve Türkistan&#8217;ı istilâ etmişti. Bu  			dönemde Saka hükümdarının adı şu idi. Bu Destan Türklerin  			iskender&#8217;le mücadelelerini ve geriye çekilmeleri anlatımaktadır.  			Doğuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla anılmaları ile ilgili  			sebeb açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer almaktadır.  			Kaşgarlı Mahmud Divan ü Lügat-it Türk&#8217;de iskender&#8217;den Zülkarneyn  			olarak bahsetmektedir.Destanın tesbit edilebilen kısa metni şöyle  			özetlenebilir: iskender, Türk memleketlerini almak üzere harekete  			geçtiğinde Türkistan&#8217;da hükümdar şu isminde bir gençti. iskender&#8217;in  			gelip geçici bir akın düzenlediğine inanıyordu.Bu sebeble de  			iskender&#8217;le savaşmak yerine doğuya çekilmeği uygun bulmuştu.  			iskender&#8217;in yaklaştığı haberi gelince kendisi önde halkı da onu  			izleyerek doğuya doğru yol aldılar. Yirmi iki aile yurtlarını  			bırakmak istemedikleri için doğuya gidenlere katılmadılar. Giden  			gurubun izlerini takip ederek onlara katılmaya çalışan iki kişi bu  			22 kişiye rastladı. Bunlar birbirleriyle görüşüp tartıştılar. 22  			kişi bu iki kişiye: &#8220;Erler iskender gelip geçici bir kişidir. Nasıl  			olsa gelip geçer , o sürekli bir yerde kalamaz. Kal aç&#8221; dediler.  			Bekle , eğlen, dur anlamına gelen &#8220;Kalaç&#8221; bu iki kişinin soyundan  			gelen Türk boyunun adı oldu. iskender Türk yurtlarına geldiğinde bu  			22 kişiyi gördü ve Türk&#8217;e benziyor anlamında &#8221; Türk maned &#8221;  			dedi.Türkmenlerin ataları bu 22 kişidir ve isimleri de iskender&#8217;in  			yukarıdaki sözünden kaynaklanmıştır. Aslında Türkmenler, Kalaçlarla  			birlikte 24 boydur ama Kalaçlar kendilerini ayrı kabul ederler.  			Hükümdar şu Uygurların yanına gitti. Uygurlar gece baskını yaparak  			iskender&#8217;in öncülerini bozguna uğrattılar.Sonra iskender ile şu  			barıştılar. iskender Uygur şehirlerini yaptırdı ve geri döndü.  			Hükümdar şu da Balasagun&#8217;a dönerek bugün şu adıyla anılan şehri  			yaptırdı ve buraya bir tılsım koydurttu. Bugün de leylekler bu  			şehrin karşısına kadar gelir, fakat şehri geçip gidemezler. Bu  			tılsımın etkisi hâlâ sürmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Bu destana  			göre iskender Türkistan&#8217;a geldiğinde Türkmenlerin dışındaki Türkler  			doğuya çekilmişlerdi. iskender Türkistanda mukavemetle karşılaşmamış  			bu sebeble de ilerlememiştir. Büyük ölçüde çadırlarda yaşayan  			Türkler iskender&#8217;in seferinden sonra şehirler kurmuş ve yerleşik  			hayatı geliştirmişlerdir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong> </strong></span></p>
<p align="justify"><strong> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Hun &#8211; Oğuz  			Destanı :</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Oğuz Kağan  			destanı M.Ö. 209-174 tarihleri arasında hükümdarlık yapmış olan Hun  			hükümdarı Mete&#8217;nin hayatı etrafında şekillenmiştir. Bütün Türk  			destanlarında olduğu gibi bu destanın da ilk şekli günümüze  			ulaşmamıştır. Bugün, elimizde Oğuz destanının üç varyantı  			bulunmaktadır. XIII ile XVI yüzyıllar arasında Uygur harfleriyle  			yazılmış ve islâmiyetten önceki inancı yansıtan varyantın ilk örneği  			temsil ettiği kabul edilebilir. XIV. yüzyıl başında yazıldığı  			bilinen Reşîdeddîn&#8217;in Câmiüt-Tevârih adlı eserinde yer alan Farsça  			Oğuz Kağan Destanı islâmî varyantların ilkini temsil etmektedir.  			Oğuz Kağan Destanının üçüncü varyantı ise XVII. yüzyılda Ebü&#8217;l-Gazî  			Bahadır Han tarafından Türkmenler arasındaki sözlü rivayetlerden ve  			önceki yazmalardan faydalanarak yazılmıştır. </span><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Oğuz Kağan  			Destanının islâmiyet Öncesi Rivayeti Ay Kağan&#8217;ın yüzü gök , ağzı  			ateş, gözleri elâ ,saçları ve kaşları kara perilerden daha güzel bir  			oğlu oldu. Bu çocuk annesinden ilk sütü emdikten sonra konuştu ve  			çiğ et ,çorba ve şarap istedi.Kırk gün sonra büyüdü ve yürüdü.  			Ayakları öküz ayağı , beli kurt beli, omuzları samur omzu, göğsü ayı  			göğsü gibiydi. Vücudu baştan aşağı tüylüydü. At sürüleri güder ve  			avlanırdı. Oğuz&#8217;un yaşadığı yerde çok büyük bir orman vardı. Bu  			ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. Bir canavar gibi  			olan bu gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. Oğuz cesur bir  			adamdı. Günlerden bir gün bu gergadanı avlamağa karar verdi. Kargı,  			yay, ok, kılıç ve kalkanını aldı ve ormana gitti. Bir geyik avladı  			ve onu söğüt dalı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan ağarırken  			geldiğinde gergedanın geyiği almış olduğunu gördü. Daha sonra Oğuz,  			avladığı bir ayıyı altın kuşağı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan  			ağarırken geldiğinde gergedanın ayıyı da aldığını gördü. Bu sefer  			kendisi ağacın altında bekledi. Gergedan geldi ve başı ile Oğuz&#8217;un  			kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile gergedanı öldürdü. Kılıcı ile başını  			kesti. Gergedanın barsaklarını yiyen ala doğanı da oku ile öldürdü  			ve başını kesti. Günlerden bir gün Oğuz Kağan Tanrıya yalvarırken  			karanlık bastı. Gökten bir gök ışık indi. Güneşden ve aydan daha  			parlaktı. Bu ışığın içinde alnında kutup yıldızı gibi parlak bir ben  			bulunan çok güzel bir kız duruyordu. Bu kız gülünce gök tanrı da  			gülüyor, kız ağlayınca gök tanrı da ağlıyordu.Oğuz bu kızı sevdi ve  			bu kızla evlendi. Günler ve gecelerden sonra bu kız üç oğlan çocuk  			doğurdu. Çocuklara Gün, Ay ve Yıldız isimlerini verdiler. Oğuz  			ormanda ava çıktığı günlerden birinde göl ortasında bir ağaç gördü.  			Ağacın kovuğunda gözü gökten daha gök, saçı ırmak gibi dalgalı, inci  			gibi dişli bir kız oturuyordu. Yeryüzü halkı bu kızın güzelliğini  			görse dayanamaz ölüyoruz derlerdi. Oğuz bu kızı sevdi ve onunla  			evlendi. Günlerden gecelerden sonra Oğuz&#8217;un bu kızdan da üç oğlu  			oldu. Bu çocuklara Gök, Dağ ve Deniz isimlerini koydular.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Oğuz Kağan  			büyük bir toy(şenlik) verdi. Kırk masa ve kırk sıra yaptırdı.Çeşit  			çeşit yemekler,şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve  			içtiler.Toydan sonra Beylere ve halka Oğuz Kağan şunları söyledi:</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<div>
<pre><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080;"><big>Ben  sizlere   kağan  oldum
Alalım yay   ile   kalkan
Nişan  olsun   bize   buyan
Bozkurt   olsun   bize   uran
Av  yerinde   yürüsün   kulan
Dana  deniz,  daha  müren
Güneş   bayrak  gök  kurıkan</big></span></pre>
</div>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Oğuz Kağan bu  			toydan sonra dünyanın dört bir tarafına elçilerle şu mektubu  			gönderdi:&#8221; Ben Uygurların kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin  			kağanı olmam gerekir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baş  			eğerse, hediyelerini kabul eder ve onu dost edinirim. Kim baş  			eğmezse, gazaba gelirim. Onu düşman sayarım. Onunla savaşır ve yok  			ettiririm&#8221;. Yine o zamanlarda sağ yanda bulunan Altun Kağan, Oğuz  			Kağan&#8217;a pek çok altın gümüş ve değerli taşlar hediye etti ve ona  			itaat ederek dostluk kurdu. Oğuz Kağanın sol yanında ise askerleri  			ve şehirleri çok olan Urum Kağan vardı. Urum Kağan Oğuz Kağanı  			dinlemezdi. Oğuz Kağan&#8217;ın isteklerini gene kabul etmedi. Oğuz Kağan  			gazaba geldi, bayrağını açtı ve askerleriyle birlikte Urum Kağana  			doğru yürüdü.Kırk gün sonra Buz Dağ&#8217;ın eteklerine geldi. Çadırını  			kurdurdu ve sessizce uyudu. Tan ağarınca Oğuz Kağanın çadırına güneş  			gibi bir ışık girdi.O ışıktan gök tüylü gök yeleli büyük bir erkek  			kurt çıktı. Kurt: &#8221; Ey Oğuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; Ey  			Oğuz ben senin önünde yürüyeceğim.&#8221;dedi. Bunun üzerine Oğuz çadırını  			toplattırdı ve ordusuyla birlikte kurdu izlediler. Gök tüylü gök  			yeleli büyük erkek kurt itil Müren denizi yakınındaki Kara dağın  			eteğinde durdu. Urum Hanın ordusu ile Oğuz Kağanın ordusu arasında  			büyük savaş oldu. Oğuz Kağan savaşı kazandı, Urum Hanın hanlığını ve  			halkını aldı.Oğuz Kağan ve askerleri Gök tüylü ve gök yeleli kurdu  			izleyerek itil ırmağına geldiler. Oğuz Kağan&#8217;ın beylerinden Uluğ  			Ordu bey itil ırmağını geçmek için ağaçlardan sal yaptı ve böylece  			karşıya geçtiler. Oğuz&#8217;un bu buluş hoşuna gittiği için bu Uluğ Ordu  			Bey&#8217;e &#8220;Kıpçak&#8221; adını verdi. Gök tüylü gök yeleli kurdu izleyerek  			yeniden yola devam ettiler. Oğuz Kağan&#8217;ın çok sevdiği alaca atı Buz  			Dağa kaçtı. Oğuz Kağanın çok üzüldüğünü gören kahraman beylerinden  			biri Buz Dağa çıktı ve dokuz gün sonra alaca atı bularak geri döndü.  			Oğuz Kağan atını ve karlarla örtünmüş kahraman beyi görünce çok  			sevindi. Atını getiren bu beye: &#8221; Sen buradaki beylere baş ol. Senin  			adın ebediyen Karluk olsun.&#8221; dedi. Bir süre ilerledikten sonra gök  			tüylü ve gök yeleli erkek kurt durdu. Çürçet yurdu adı verilen bu  			yerde Çürçetlerin kağanı ve halkı Oğuz Kağana boyun eğmeyince büyük  			savaş oldu. Oğuz Kağan, Çürçet Kağını yendi ve halkını kendisine  			bağladı. Oğuz Kağan, ordusunun önünde yürüyen bu gök tüylü gök  			yeleli erkek kurdla Hint, Tangut, Suriye, güneyde Barkan gibi pek  			çok yeri savaşarak kazandı ve yurduna kattı. Düşmanları üzüldü,  			dostları sevindi. Pek çok ganimet ve atla evine döndü. Günlerden bir  			gün Oğuz Kağanın tecrübeli bilge veziri Uluğ Bey rüyasında bir altın  			yay ve üç gümüş ok gördü. Altın yay gün doğusundan gün batısına  			kadar uzanıyordu. Üç gümüş ok da kuzeye doğru gidiyordu.Oğuz Kağan  			bu rüyayı dinleyince yurdunu oğulları arasında paylaştırdı.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong> </strong></span></p>
<p align="justify"><strong> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Köktürk  			Destanı</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Köktürklerle  			ilgili tesbit edilen destanın iki farklı rivayeti bulunmaktadır. Çin  			kaynaklarında tesbit edilen varyant &#8220;Bozkurt&#8221;, Ebü&#8217;l-Gâzi Bahadır  			Han tarafından tesbit edilen varyant şecere-i Türk&#8217;te ise  			&#8220;Ergenekon&#8221; adıyla verilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong> </strong></span></p>
<p align="justify"><strong> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Ergenekon  			Destanı</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Moğol ilinde  			Oğuz Han soyundan il Han&#8217;ın hükümdarlığı sırasında Tatarların  			hükümdarı Sevinç Han Moğol ülkesine savaş açtı. ilhan&#8217;ın  			idaresindeki orduyu Kırgızlar ve diğer boylardan da yardım alarak  			yendi. ilhanın ülkesindeki herkesi öldürdüler. Yalnız il Han&#8217;ınn  			küçük oğlu Kıyan ve eşi ile yeğeni Nüküz ile eşi kaçıp kurtulmayı  			başardılar.Düşmanın, onları bulamayacağı bir yere gitmeğe karar  			verdiler. Yabanî koyunların yürüdüğü bir yolu izleyerek yüksek bir  			dağıda dar bir geçite vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akar  			sular,pınarlar, çeşitli bitkiler, çayırlar, meyva ağaçları, çeşitli  			avların bulunduğu bir yere gelince Tanrıya şükrettiler ve burada  			kalmağa karar verdiler. Dağın doruğu olan bu yere dağ kemeri  			anlamında &#8220;Ergene&#8221; kelimesiyle &#8220;dik&#8221; anlamındaki &#8220;Kon&#8221; kelimesini  			birleştirerek &#8220;Ergenekon&#8221; adını verdiler. Kıyan ve Nüküz&#8217;ün oğulları  			çoğaldı. Dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar  			çoğaldılarki Ergenekon&#8217;a sığamadılar.Atalarının buraya geldiği  			geçitin yeri unutulmuştu.Ergenekon&#8217;un çevresindeki dağlarda geçit  			aradılar. Bir demirci, dağın demir kısmı eritirlerse yol  			açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu yere bir sıra odun, bir  			sıra kömür dizdiler ve ateşi yaktılar. Yetmiş yere koydukları yetmiş  			körükle hep birden körüklediler.Demir eridi, yüklü bir deve geçecek  			kadar yer açıldı.ilhan&#8217;ın soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmiş  			olarak eski yurtlarına döndüler, atalarının intikamını aldılar.  			Egenekondan çıktıkları gün olan 21 martta her yıl bayram yaptılar.  			Bu bayramda bir demir parçasını kızdırırlar, demir kıpkırmızı olunca  			önce Hakan daha sonra beyler demiri örsün üstüne koyarak döğerler.  			Bugün hem yeniden özgür hem de bahar bayramı olarak hala  			kutlanmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong> </strong></span></p>
<p align="justify"><strong> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Uygur  			Destanları </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Uygurlara âit  			Türeyiş ve Göç isimli iki destan parçası tesbit edilmiştir.Türeyiş  			parçası Çin kaynaklarından Göç ise hem Çin hem iran kaynaklarında  			bulunmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong> </strong></span></p>
<p align="justify"><strong> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Türeyiş  			Destanı</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Eski Hun  			beylerinden birinin çok güzel iki kızı vardı. Bu bey kızları ile  			ancak Tanrıların evlenebileceğini düşünüyordu. Bu sebeble ülkesinin  			kuzey tarafında yüksek bir kule yaptırarak iki güzel kızını  			Tanrılarla evlenmek üzere buraya yerleştirdi. Bir süre sonra kuleye  			gelen bir kurdun Tanrı olduğu düşüncesiyle kızlar bu kurtla  			evlendiler. Bu evlenmeden doğan Dokuz Oğuzların sesi kurt sesine  			benzerdi. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong> </strong></span></p>
<p align="justify"><strong> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Göç Destanı</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Uygurların  			yurdunda &#8220;Hulin&#8221; isimli bir dağ vardı. Bu dağdan Tuğla ve Selenge  			isimli iki ırmak çıkardı. Bir gece oradaki bir ağacın üzerine gökten  			ilâhi bir ışık indi. iki ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkkatle  			izlediler. Ağacın gövdesinde şişkinlik oluştu, ilâhi ışık dokuz ay  			on gün şişkinlik üzerinde durdu. Ağacın gövdesi yarıldı ve içinden  			beş çocuk göründü. Bu ülkenin halkı bu çocukları büyüttü. En  			küçükleri olan Buğu Han büyüyünce hükümdar oldu. Ülke zengin halk  			mutlu oldu. Çok zaman geçti. Yuluğ Tiğin isimli bir prens hükümdar  			oldu. Çinlilerle çok savaştı. Bu savaşlara son vermek için Oğlu Galı  			Tigini bir Çin prensesi ile evlendirmeğe karar verdi. Çinliler ,  			prensese karşılık hükümdardan Tanrı dağının eteğindeki Kutlu Dağ  			adını taşıyan kayayı istediler. Gali Tigin kayayı verdi. Çinliler  			kayayı götürmek için kayanın etrafında ateş yaktılar, kaya kızınca  			üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrılan kayayı arabalara  			koyarak Çin&#8217;e taşıdılar. Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar kendi  			dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da  			Gali Tigin öldü. Kıtlık ve kuraklık oldu . Yurtlarını bırakarak göç  			etmek zorunda kaldılar.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Buraya kadar  			kısaca tanıtmağa çalıştığımız Türklerin ilk dönem edebî eserleri  			olan Yaratılış, Alp Er Tunga, şu, Oğuz Kağan, Ergenekon, Türeyiş ve  			Göç destanları bugünkü bütün Türk Cumhuriyet ve Topluluklarının  			ortak destanları olarak kabul edilmektedir. Büyük bir ihtimalle XV.  			yüzyılda yazıya geçirildiği kabul edilen &#8220;<a href="http://www.edebiyatogretmeni.net/dede_korkut_hikayeleri.htm"><span style="color: #ff0000;">Dede  			Korkut Hikâyeleri</span></a>&#8221; nin Hun-Oğuz Destan dâiresinden  			ayrılmış destan parçası olduğu görüşü oldukça yaygındır. Dede Korkut  			Hikâyeleri ve bu hikâyelerin hem anlatıcısı hem de kahramanlarından  			biri olan Dede Korkut bütün Türk dünyasında ortak olarak tanınan  			sözlü ve yazılı gelenekte yaşatılan önemli eserlerden biridir.  			Türklerin X. yüzyılda büyük kitleler halinde islâmiyeti kabul  			etmelerinden ve Oğuzların büyük bir bölümünün batıya bugünkü Anadolu  			topraklarına göçmelerinden sonra gerek Orta Asyada gerek Anadolu ,  			Balkanlar ve Orta Doğuda, Türkler farklı siyasî birlikler içinde  			yaşamışlardır. X. yüzyıldan sonra teşekkül eden destanlardan Köroğlu  			dışındakiler Türk topluluk ve guruplarının iletişimleri ölçüsünde  			yaygınlaşmıştır. Köroğlu destanı XVI. yüzyılda Anadolu&#8217;da teşekkül  			etmiş ve hemen hemen bütün Türk dünyası tarafından benimsenmiş ve  			çeşitlenerek yaşatılmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">İslâmiyetin  			Kabulünden Sonraki Türk Destanları Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra  			Han X. yüzyılda islâmiyeti resmen devlet dini olarak kabul etmiştir.  			islâmiyetten sonra ilk teşekkül eden destan da bu hükümdarın  			islâmiyeti kabul ve yaymak için yaptığı mücadelelerin efsanelerle  			zenginleştirilerek anlatımıyla doğmuştur. Bu destanın bir  			elyazmasında bulunan metni kısaca şöyle özetlenebilir :</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong> </strong></span></p>
<p align="justify"><strong> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Satuk Buğra  			Han Destanı</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Hz. Muhammed  			kanatlı atı Burak&#8217;ın sırtında göklere yükseldiği &#8220;Mirâc Gecesinde&#8221;  			gök katlarında kendinden önceki peygamberleri görür. Bunlar arasında  			birini tanıyamaz ve Cebrail&#8217;e bunun kim olduğunu sorar.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong><em> </em></strong></span></p>
<p align="justify"><strong><em> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Cebrail :</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-size: small;"> </span></em></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">&#8221; Bu peygamber  			değildir. Bu sizin ölümünüzden üç asır sonra dünyaya inecek olan bir  			ruhtur. Türkistan&#8217;da sizin dininizi yayacak olan bu ruh &#8221; Abdülkerim  			Satuk Buğra Han&#8221; adını alacaktır.&#8221; Hz. Muhammed yeryüzüne döndükten  			sonra hergün islâmiyeti Türk ülkesine yayacak olan bu insan için dua  			etti. Hz. Muhammed&#8217;in arkadaşları da bu ruhu görmek istediler. Hz.  			Muhammed dua etti. Başlarında Türk başlıkları bulunan silâhlı, kırk  			atlı göründü. Satuk Buğra Han ve arkadaşları selâm verip  			uzaklaştılar. Bu olaydan üç asır sonra Satuk Buğra Han, Kaşgar  			Sultanının oğlu olarak dünyaya geldi. Satuk Buğra Hanın doğduğu gün  			yer sarsılmış, mevsim kış olduğu halde bahçeler , çayırlar  			çiçeklerle örtülmüştü. Falcılar bu çocuğun büyüyünce müslüman  			olacağını söyleyerek öldürülmesini isterler. Satuk Buğra Hanı,  			annesi : &#8221; Müslüman olduğu zaman öldürürsünüz.&#8221; diyerek ölümden  			kurtarır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Satuk Buğra  			Han ı2 yaşında arkadaşlarıyla birlikte ava çıkmağa başlar. Avda  			oldukları günlerden birinde kaçan bir tavşanın arkasından hızla  			koşarken arkadaşlarından uzaklaşır. Kaçan tavşan durur ve bir  			ihtiyar insan görünümü kazanır.Satuk Buğra Han&#8217;ın sonradan Hızır  			olduğunu anladığı bu yaşlı kişi ona müslüman olmasını öğütler ve  			islâmiyeti anlatır. Satuk Buğra, Kaşgar hükümdarı olan amcasından  			islâmiyeti kabul etmesini ister. Kaşgar Hanı, müslüman olmayacağını  			söyler. Satuk Buğra Han&#8217;ın işaretiyle yer yarılır ve hükümdar  			toprağa gömülür. Satuk Buğra Han hükümdar olur ve bütün Türk  			ülkeleri onun idaresinde islâmiyeti kabul ederler. Satuk Buğra Han,  			ömrünü müslümanlığı yaymak için mücadele ile geçirmiştir.  			Menkabelere göre Satuk Buğra Han&#8217;ın düşmana uzatıldığında kırk adım  			uzayan bir kılıcı varmış ve savaşırken etrafına ateşler saçıyormuş.  			96 yaşında Tanrıdan davet almış bu sebeble Kaşgar&#8217;a dönmüş ve  			hastalanarak burada ölmüştür. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong> </strong></span></p>
<p align="justify"><strong> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Manas Destanı </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Kırgız  			Türkleri arasında doğan Manas destanı Kazak-Kırgız Türk kültür  			dâiresi içinde bugün de bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Bu  			destanın XI ile XII. yüzyıllarda meydana geldiği düşünülmektedir.  			Destanın kahramanı Manas da, Oğuz Kağan destanının islâmî  			rivayetindeki ve Satuk Buğra Han gibi islâmiyeti yaymak için  			mücadele eden bir kahramandır. Böyle olmakla beraber Manas  			destanında islâmiyet öncesi Türk kültür , inanç ve kabullerinin  			tamamını görmek mümkündür. Bazı varyantları 4oo.ooo mısra olan Manas  			destanı Türk-Bozkır medeniyetinin Kazak -Kırgız dâiresinin kültür  			belgeseli niteliğindedir. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong> </strong></span></p>
<p align="justify"><strong> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Cengiz-nâme </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Ortaasya&#8217;da  			yaşayan Türk boyları arasında XIII. yüzyılda doğup gelişmiştir.  			Cengiznâme Moğol hükümdarı Cengiz&#8217;in hayatı, kişiliği ve fetihleri  			ile ilgili olarak Cengiz&#8217;in oğulları tarafından idare edilen Türkler  			tarafından meydana getirilmiştir. Orta Asya&#8217;da yaşayan Türkler  			özellikle de Başkurd, Kazak ve Kırgız Türkleri, Cengiz destanını çok  			severek günümüze kadar yaşatmışlardır. Cengiz-nâme&#8217;de, Cengiz bir  			Türk kahramanı olarak kabul edilmekte ve hikâye Türk tarihi gibi  			anlatılmaktadır. Cengiz, Uygur Türeyiş destanının kahramanları gibi  			gün ışığı ile Kurt-Tanrı&#8217;nın çocuğu olarak doğar. Cengiz-nâme, Moğol  			Hanlarının destanî tarihi olarak kabul edildiğinden tarih  			araştırıcılarının da dikkatini çekmiştir. XVII. yüzyılda Orta Asya  			Türkçesinin değerli yazarı Ebü&#8217;l Gâzi Bahadır Han, &#8220;şecere-i Türk&#8221;  			adlı eserinde &#8220;Cengiz-Nâme&#8221;nin ı7 varyantını tesbit ettiğini  			söylemektedir. Bu bilgi, bu destanın, Orta Asya&#8217;daki Türkler  			arasındaki yaygınlığını göstermektedir. Orta Asya Türkleri, Cengiz&#8217;i  			islâm kahramanı olarak da görmüşler ve ona kutsallık atfetmişlerdir.  			Batıdaki Türkler tarafından ise Cengiz hiç sevilmemiştir. Arap  			tarihçilerinin, bu hükümdarı islâm düşmanı olarak göstermeleri ve  			tarihî olaylar onun sevilmemesinde etkili olmuştur. Moğolların  			Anadoluya saldırgan biçimde gelip ortalığı yakıp yıkmaları,  			Bağdat&#8217;ın önce Hülâgu daha sonra Timurlenk tarafından yakılıp  			yıkılması, Timurlenk&#8217;in Yıldırım Beyazıd&#8217;la sebebsiz savaşı gibi  			tarihi gerçekler, Cengiz&#8217;in de diğer Moğollar gibi sevilmemesine  			sebeb olmuştur. Cengiz-Nâme batıda yaşayan Türkler&#8217;in hafıza ve  			gönüllerinde yer almamıştır. &#8220;Cengiz-Nâme&#8221;nin Orta Asya Türkleri  			arasında bir diğer adı da &#8221; Dâstân-ı Nesl-i Cengiz Han&#8221;dır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong> </strong></span></p>
<p align="justify"><strong> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Edige</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Bu destanda  			XIII yüzyılda Hazar denizi kıyısında kurulan Altınordu Hanlığının XV.  			yüzyılda Timurlular tarafından yıkılışı anlatılmaktadır. Destanın  			adı, Altınordu Hanı ve bu destanın kahramanı Edige Mirza Bahadır&#8217;a  			atfen verilmiştir. Edige Mirza Bahadır&#8217;ın devletini ayakta  			tutabilmek için yaptığı büyük mücadeleler, ölümünden sonra XV.  			yüzyılda destan haline getirilmiştir. 1820&#8242;yılından itibaren yazıya  			geçirilen Edige destanının Kazak-Kırgız, Kırım, Nogay, Türkmen, Kara  			Kalpak, Başkırt olmak üzere altı rivâyeti tesbit edilmiştir Çeşitli  			Türk guruplar arasında Alp Er Tunga ve Oğuz Kağan gibi ilk Türk  			destanlarının izlerini taşıyan Türk kahramanlık dtünya görüşünü  			temsil eden burada bahsi geçenler kadar yaygınlaşmamış ortak  			edebiyat geleneği içinde yer almamış pek çok başka destan örneği  			bulunmaktadır. Osmanlı sahasında destandan hikâyeye geçişte ara  			türler olarak da nitelendirilen çok tanınmış ve bir çok Türk  			topluluklarınca da bilinen Köroğlu örneği yanında daha sınırlı  			alanlarda tesbit edilen Danişmendname , Battalname gibi ilgi çekici  			örnekler de bulunmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong> </strong></span></p>
<p align="justify"><strong> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Battal-Nâme</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Bu destanın  			kahramanı Türkler arasında Battal Gâzi adıyla benimsenmiş bir Arap  			savaşcısıdır. Asıl destan, VIII. yüzyılda, Emevî&#8217;lerin  			hırıstıyanlarla yaptıkları savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş  			Abdullah isimli bir kişiyle ilgili olarak doğmuştur. Battal arapça  			kahraman demektir, Battal Gâzi, Arap kahramanına verilen  			unvanlardır. Türklerin müslüman olmalarından sonra Battal Gâzi  			destan tipi Türkleştirilmiş önceki destan epizotlarıyla  			zenginleştirilmiş ve anlatım geleneği içine alınmıştır. XII ve XIII  			yüzyıllarda Battal-Nâme adı ile ve nesir biçimi yazıya  			geçirilmiştir. Hikâyeci âşıkların repertuarlarında da yer almıştır.Seyyid  			Battal adıyla da anılan bu kahraman hem çok bilgili, çok dindar ve  			cömertdir. Müslümünlığı yaymak için yaptığı mücadelelerde insanların  			yanında büyücü, cadı ve dev gibi olağanüstü güçlerle de savaşır. &#8221;  			Aşkar Devzâde&#8221; isimli atı da kendisi gibi kahramandır. Arap, Fars ve  			Türklerin X-XX. yüzyıllar arasında oluşturdukları ortak islâm kültür  			dâiresinin ürünlerinden biri olmakla beraber Orta Asya&#8217;da yaşayan  			Türk guruplar arasına da yayılarak Türk kabul ve değerleriyle  			kaynaşmıştır. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong> </strong></span></p>
<p align="justify"><strong> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Dânişmendnâme</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Anadolunun  			fethini ve bu mücadelenin kahramanlarını anlatan, X11. yüzyılda  			sözlü olarak şekillenen X111. yüzyılda yazıya geçirilen islâmî Türk  			destanlarındandır. Danişmendnâme&#8217;de hikâye edilen olayların tarihi  			gerçeklere uygunluğu, kahramanlarının yaşamış Türk beyleri  			olmalarından, Anadolu coğrafyasının gerçek isimleriyle anılmasından  			dolayı uzun süre 			<a href="http://www.okuldersleri.com/tarih_ogretmenleri.htm">tarih</a> kitabı olarak nitelendirilmiştir. Köroğlu metni destan adıyla  			anılmakla ve bazı destanî niteliklere de sahib olmakla birlikte XX.  			yüzyılda Anadolu&#8217;dan derlenen örnekleri daha çok halk hikâyesi  			geleneğine yakındır. Anadolu&#8217;da hikâyeci âşıklar tarafından 24 kol  			halinde anlatılan hikâyesinin özeti kısaca şöyledir :</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <strong> </strong></span></p>
<p align="justify"><strong> <span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Köroğlu  			Destanı</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: small;"> </span></strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman; color: #000080; font-size: small;">Bolu beyi,  			güvendiği seyislerinden biri olan Yusuf&#8217;a : &#8221; Çok hünerli ve değerli  			bir at bul .&#8221; emrini verir. Seyis Yusuf, uzun süre Bolu beyinin  			isteğine uygun bir at arar. Büyüdüklerinde istenen niteliklere sahip  			olacağına inandığı iki tay bulur ve bunları satın alır. Bolu beyi bu  			zayıf tayları görünce çok kızar ve seyis Yusuf&#8217;un gözlerine mil  			çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve işinden kovulan Yusuf,  			sıska taylarla birlikte evine döner. Oğlu Ruşen Ali&#8217;ye verdiği  			talimatlarla tayları büyütür. Babası kör olduğu için Köroğlu takma  			adıyla anılan Ruşen Ali, babasının isteğine göre atları yetiştirir.  			Taylardan biri olağanüstü bir at haline gelir ve Kırat adı verilir.  			Kırat da destan kahramanı Köroğlu kadar ünlenir. Seyis Yusuf, Bolu  			beyinden intikam almak için gözlerini açacak ve onu güçlü kılacak üç  			sihirli köpüğü içmek üzere oğlu ile birlikte pınara gider. Ancak, 			<a href="http://www.edebiyatogretmeni.net/koroglu.htm"> <span style="color: #ff0000;">Köroğlu</span></a> babasına getirmesi gereken  			bu köpükleri kendisi içer, yiğitlik, şâirlik ve sonsuz güç kazanır.  			Babası kaderine rıza gösterir ancak oğluna mutlaka intikamını  			almasını söyler. Köroğlu Çamlıbel&#8217;e yerleşir, çevresine yiğitler  			toplar ve babasının intikamını alır. Hayatını yoksul ve çaresizlere  			yardım ederek geçirir. Halk inancına göre silâh icat edilince  			mertlik bozuldu demiş kırklara karışmıştır. Çeşitli dönemlere ve  			farklı siyâsî birlikler sahip Türk gurubları arasında tesbit edilen  			Türk destanlarının kısaca tanıtımı ve özeti bu kadardır. Bu destan  			metinleri incelendiğinde hepsinde ilk Türk destanı Oğuz Kağan  			destanının izleri bulunduğu görülür. Bu destan parçaları Türk  			dünyasının ortak tarihî dönem <a href="http://www.edebiyatogretmeni.net/ani.htm"> <span style="color: #ff0000;">hatıra</span></a>larını aksettiren ilk edebî  			ürünler olarak da önem ve değer taşırlar. Bir gün bu parçalardan  			hareketle Fin destanı Kalavala gibi değerli mükemmel bir Türk  			destanını yazılabilirse çeşitli kaynaklarda dağınık olarak bulunan  			malzeme daha anlamlı hale gelebilir kanaatindeyim.</span></p>
<p></span></span></span></span></span></div>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-destanlari-ve-tarihceleri/&amp;title=T%C3%BCrk+Destanlar%C4%B1+ve+Tarih%C3%A7eleri" rel="nofollow" class="external" title="Bunu del.icio.us 'da paylaşın">Bunu del.icio.us 'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-destanlari-ve-tarihceleri/&amp;title=T%C3%BCrk+Destanlar%C4%B1+ve+Tarih%C3%A7eleri" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-stumbleupon">
			<a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-destanlari-ve-tarihceleri/&amp;title=T%C3%BCrk+Destanlar%C4%B1+ve+Tarih%C3%A7eleri" rel="nofollow" class="external" title="Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın ">Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-destanlari-ve-tarihceleri/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Technorati'de paylaşın">Bunu Technorati'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-mixx">
			<a href="http://www.mixx.com/submit?page_url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-destanlari-ve-tarihceleri/&amp;title=T%C3%BCrk+Destanlar%C4%B1+ve+Tarih%C3%A7eleri" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Mixx'de paylaşın ">Bunu Mixx'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=T%C3%BCrk+Destanlar%C4%B1+ve+Tarih%C3%A7eleri+-+http://tinyurl.com/yen9cxv+" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-destanlari-ve-tarihceleri/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=T%C3%BCrk+Destanlar%C4%B1+ve+Tarih%C3%A7eleri&amp;link=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-destanlari-ve-tarihceleri/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/turk-destanlari-ve-tarihceleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü</title>
		<link>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/goncourt-akademisi-edebiyat-odulu/</link>
		<comments>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/goncourt-akademisi-edebiyat-odulu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 22:21:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[goncourt akademisi edebiyat ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatzamani.com/?p=260</guid>
		<description><![CDATA[Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü, Fransa&#8217;nın en önemli edebiyat ödüllerinden olup, 2006&#8242;da 100. kez sahibini bulmuştur. Bir yazara birden fazla kez verilmemektedir. Bunun tek istisnası, ödülü 1956&#8242;da kendi adıyla, 1975&#8242;te ise Emile Ajar adıyla yazdığı romanıyla alan Romain Gary&#8217;dir.
1903 &#8211; John Antoine Nau, Force ennemie
1904 &#8211; Léon Frapié, La Maternelle
1905 &#8211; Claude Farrère, Les Civilisés1906 &#8211; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü, Fransa&#8217;nın en önemli edebiyat ödüllerinden olup, 2006&#8242;da 100. kez sahibini bulmuştur. Bir yazara birden fazla kez verilmemektedir. Bunun tek istisnası, ödülü 1956&#8242;da kendi adıyla, 1975&#8242;te ise Emile Ajar adıyla yazdığı romanıyla alan Romain Gary&#8217;dir.</p>
<p>1903 &#8211; John Antoine Nau, Force ennemie<br />
1904 &#8211; Léon Frapié, La Maternelle<br />
1905 &#8211; Claude Farrère, Les Civilisés<span id="more-260"></span>1906 &#8211; Jérôme et Jean Tharaud, Dingley, l&#8217;illustre écrivain<br />
1907 &#8211; E. Moselly, Le Rouet d&#8217;ivoire<br />
1908 &#8211; Francis de Miomandre, Ecrit sur l&#8217;eau<br />
1909 &#8211; Marius et Ary Leblond, En France<br />
1910 &#8211; Louis Pergaud, De Goupil à Margot<br />
1911 &#8211; Alphonse de Chateaubriant, Monsieur des Lourdines<br />
1912 &#8211; André Savignon, Les Filles de la pluie<br />
1913 &#8211; Marc Elder, Le peuple de la mer<br />
1914 &#8211; Adrien Bertrand, l&#8217;Appel du Sol<br />
1915 &#8211; René Benjamin, Gaspard<br />
1916 &#8211; Henri Barbusse, le Feu<br />
1917 &#8211; Henri Malherbe, La Flamme au poing<br />
1918 &#8211; Georges Duhamel, Civilisation<br />
1919 &#8211; Marcel Proust, A l&#8217;ombre des jeunes filles en fleur (- À la recherche du temps perdu (Kayıp Zamanın İzinde)&#8217;nin ikinci cildi)<br />
1920 &#8211; Ernest Pérochon, Nêne<br />
1921 &#8211; René Maran, Batouala<br />
1922 &#8211; Henry Béraud, Le vitriol de la lune and Le martyre de l&#8217;obèse<br />
1923 &#8211; Lucien Fabre, Rabevel ou Le mal des ardents<br />
1924 &#8211; Thierry Sandre, Le Chèvrefeuille, le Purgatoire, le Chapitre XIII<br />
1925 &#8211; Maurice Genevoix, Raboliot<br />
1926 &#8211; H. Deberly, Le supplice de Phèdre<br />
1927 &#8211; Maurice Bedel, Jérôme 60° latitude nord<br />
1928 &#8211; Maurice Constantin Weyer, Un Homme se penche sur son passé<br />
1929 &#8211; Marcel Arland, L&#8217;Ordre<br />
1930 &#8211; H. Fauconnier, Malaisie<br />
1931 &#8211; Jean Fayard, Mal d&#8217;amour<br />
1932 &#8211; Guy Mazeline, Les Loups<br />
1933 &#8211; André Malraux, La Condition humaine<br />
1934 &#8211; Roger Vercel, Capitaine Conan<br />
1935 &#8211; Joseph Peyre, Sang et Lumières<br />
1936 &#8211; Maxence Van Der Meersch, L&#8217;Empreinte de Dieu<br />
1937 &#8211; Charles Plisnier, Faux Passeports<br />
1938 &#8211; Henri Troyat, L&#8217;Araignée<br />
1939 &#8211; Philippe Hériat, Les enfants gâtés<br />
1940 &#8211; Francis Ambriere, Les grandes vacances<br />
1941 &#8211; Henri Pourrat, Le vent de mars<br />
1942 &#8211; Bernard Marc, Pareil à des enfants<br />
1943 &#8211; Marius Grout, Passage de l&#8217;Homme<br />
1944 &#8211; Elsa Triolet, Le premier accroc coûte 200 Francs<br />
1945 &#8211; Jean-Louis Bory, Mon village à l&#8217;heure allemande<br />
1946 &#8211; Jean-Jacques Gautier, Histoire d&#8217;un Fait divers<br />
1947 &#8211; Jean-Louis Curtis, Les Forêts de la Nuit<br />
1948 &#8211; Maurice Druon, Les grandes familles<br />
1949 &#8211; Robert Merle, Week-end à Zuydcoote<br />
1950 &#8211; Paul Colin, Les jeux sauvages<br />
1951 &#8211; Julien Gracq, Le Rivage des Syrtes (Ödülü reddetti)<br />
1952 &#8211; Béatrice Beck, Léon Morin, Prêtre<br />
1953 &#8211; Pierre Gascar, Les Bêtes<br />
1954 &#8211; Simone de Beauvoir, Les Mandarins<br />
1955 &#8211; Roger Ikor, Les eaux mêlées<br />
1956 &#8211; Romain Gary, Les racines du ciel<br />
1957 &#8211; Roger Vailland, La Loi<br />
1958 &#8211; Francis Walder, Saint Germain ou la Négociation<br />
1959 &#8211; André Schwartz-Bart, Le dernier des Justes<br />
1960 &#8211; Vintilă Horia, Dieu est né en exil<br />
1961 &#8211; Jean Cau, La pitié de Dieu<br />
1962 &#8211; Anna Langfus, Les bagages de sable<br />
1963 &#8211; Armand Lanoux, Quand la mer se retire<br />
1964 &#8211; Georges Conchon, L&#8217;Etat sauvage<br />
1965 &#8211; J. Borel, L&#8217;Adoration<br />
1966 &#8211; Edmonde Charles-Roux, Oublier Palerme<br />
1967 &#8211; André Pieyre de Mandiargues, La Marge<br />
1968 &#8211; Bernard Clavel, Les fruits de l&#8217;hiver<br />
1969 &#8211; Félicien Marceau, Creezy<br />
1970 &#8211; Michel Tournier , Le Roi des Aulnes<br />
1971 &#8211; Jacques Laurent, Les Bêtises<br />
1972 &#8211; Jean Carrière, L&#8217;Epervier de Maheux<br />
1973 &#8211; Jacques Chessex, L&#8217;Ogre<br />
1974 &#8211; Pascal Lainé, La Dentellière<br />
1975 &#8211; Emile Ajar (Romain Gary), La vie devant soi<br />
1976 &#8211; Patrick Grainville, Les Flamboyants<br />
1977 &#8211; Didier Decoin, John l&#8217;enfer<br />
1978 &#8211; Patrick Modiano, Rue des boutiques obscures<br />
1979 &#8211; Antonine Maillet, Pélagie la Charette<br />
1980 &#8211; Yves Navarre, Le Jardin d&#8217;acclimatation<br />
1981 &#8211; Lucien Bodard, Anne Marie<br />
1982 &#8211; Dominique Fernandez, dans la main de l&#8217;Ange<br />
1983 &#8211; Frédérick Tristan, Les égarés<br />
1984 &#8211; Marguerite Duras, L&#8217;Amant<br />
1985 &#8211; Yann Queffelec, Les Noces barbares<br />
1986 &#8211; Michel Host , Valet de nuit<br />
1987 &#8211; Tahar ben Jelloun, La Nuit sacrée<br />
1988 &#8211; Erik Orsenna, L&#8217;Exposition coloniale<br />
1989 &#8211; Jean Vautrin, Un grand pas vers le Bon Dieu<br />
1990 &#8211; Jean Rouaud, Les Champs d&#8217;honneur<br />
1991 &#8211; Pierre Combescot, Les Filles du Calvaire<br />
1992 &#8211; Patrick Chamoiseau, Texaco<br />
1993 &#8211; Amin Maalouf, Le Rocher de Tanios<br />
1994 &#8211; Didier Van Cauwelaert, Un Aller simple<br />
1995 &#8211; Andreï Makine, Le Testament français<br />
1996 &#8211; Pascale Roze, Le Chasseur Zéro<br />
1997 &#8211; Patrick Rambaud, La Bataille<br />
1998 &#8211; Paule Constant, Confidence pour confidence<br />
1999 &#8211; Jean Echenoz, Je m&#8217;en vais<br />
2000 &#8211; Jean-Jacques Schuhl, Ingrid Caven<br />
2001 &#8211; Jean-Christophe Rufin, Rouge Brésil<br />
2002 &#8211; Pascal Quignard, Les Ombres errantes<br />
2003 &#8211; Jacques-Pierre Amette, La maîtresse de Brecht<br />
2004 &#8211; Laurent Gaudé, Le Soleil des Scorta<br />
2005 – François Weyergans, Trois jours chez ma mère<br />
2006 – Jonathan Littel, Les Bienveillantes<br />
2007 &#8211; Gilles Leroy, Alabama song<br />
2008 &#8211; Atiq Rahimi, Syngué Sabour. Pierre de patience</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/goncourt-akademisi-edebiyat-odulu/&amp;title=Goncourt+Akademisi+Edebiyat+%C3%96d%C3%BCl%C3%BC" rel="nofollow" class="external" title="Bunu del.icio.us 'da paylaşın">Bunu del.icio.us 'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/goncourt-akademisi-edebiyat-odulu/&amp;title=Goncourt+Akademisi+Edebiyat+%C3%96d%C3%BCl%C3%BC" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-stumbleupon">
			<a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/goncourt-akademisi-edebiyat-odulu/&amp;title=Goncourt+Akademisi+Edebiyat+%C3%96d%C3%BCl%C3%BC" rel="nofollow" class="external" title="Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın ">Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/goncourt-akademisi-edebiyat-odulu/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Technorati'de paylaşın">Bunu Technorati'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-mixx">
			<a href="http://www.mixx.com/submit?page_url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/goncourt-akademisi-edebiyat-odulu/&amp;title=Goncourt+Akademisi+Edebiyat+%C3%96d%C3%BCl%C3%BC" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Mixx'de paylaşın ">Bunu Mixx'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Goncourt+Akademisi+Edebiyat+%C3%96d%C3%BCl%C3%BC+-+http://tinyurl.com/yar9r6a+" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://www.edebiyatzamani.com/index.php/goncourt-akademisi-edebiyat-odulu/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Goncourt+Akademisi+Edebiyat+%C3%96d%C3%BCl%C3%BC&amp;link=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/goncourt-akademisi-edebiyat-odulu/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/goncourt-akademisi-edebiyat-odulu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nobel Edebiyat Ödülü</title>
		<link>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/nobel-edebiyat-odulu/</link>
		<comments>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/nobel-edebiyat-odulu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 22:12:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Nobel]]></category>
		<category><![CDATA[nobel edebiyat ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[orhan pamuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatzamani.com/?p=256</guid>
		<description><![CDATA[Nobel Edebiyat ödülleri her yıl Alfred Nobel&#8217;in sözleri ile bir idealist eğilimi en farklı şekilde ifade eden yazara verilmektedir. İsveç Akademisi her yıl bu ödüle layık kişileri seçmektedir.
Alfred Nobelin bu sözü aslında başta birçok tartışmaya neden olmuştur. İsveç dilinde &#8216;idealisk&#8217; kelimesi &#8216;idealistik&#8217; ve &#8216;ideal&#8217; olarak çevrilmektedir. Bu da Lev Tolstoy ve Henrik İbsen gibi dünyaca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nobel Edebiyat ödülleri her yıl Alfred Nobel&#8217;in sözleri ile bir idealist eğilimi en farklı şekilde ifade eden yazara verilmektedir. İsveç Akademisi her yıl bu ödüle layık kişileri seçmektedir.</p>
<p>Alfred Nobelin bu sözü aslında başta birçok tartışmaya neden olmuştur. İsveç dilinde &#8216;idealisk&#8217; kelimesi &#8216;idealistik&#8217; ve &#8216;ideal&#8217; olarak çevrilmektedir. Bu da Lev Tolstoy ve Henrik İbsen gibi dünyaca tanınmış yazarların başlarda yazdıkları yeterince idealistik bulunmadığından ötürü bu ödülü alamamalarına yol açmıştır.</p>
<p><span><span>1901, Sully Prudhomme, şair, Fr.<br />
1902, Theodor Mommsen, tarihçi, Alm.<br />
1903, B. Bjørnson, romancı, şair, oyun yazarı Nor.<span id="more-256"></span>1904, Frédéric Mistral, şair, Fr. J. Echegaray, oyun yazarı, İsp.<br />
1905, H. Sienkiewicz, romancı, Pol.<br />
1906, Geosuè Carducci, şair, İtal.<br />
1907, Rudyard Kipling, şair, romancı İng.<br />
1908, Rudolf Eucken, filozof, Almanya<br />
1909, Selma Lagerlöf, romancı, İsveç<br />
1910, Paul von Heyse, romancı, oyun yazarı Almanya<br />
1911, Maurice Maeterlinck, oyun yazarı Bel.<br />
1912, Gerhart Hauptmann, oyun yazarı, Almanya<br />
1913, Sir R. Tagore, şair, Hindistan<br />
1914, Ödül verilmedi.<br />
1915, Romain Rolland, romancı, Fr.<br />
1916, V. von Heidenstam, şair, İsveç<br />
1917, Karl, Gjellrup, romancı, Dan.H. Pontoppidan, romancı, Dan.<br />
1918, Ödül verilmedi.<br />
1919, Carl Spitteler, şair, romancı, İsviçre<br />
1920, Knut Hamsun, romancı, Nor.<br />
1921, Anatole France, romancı, Fr.<br />
1922, J. Benavente y Martinez, oyun yazarı, İspanya<br />
1923, William Butler Yeats, şair, İrl.<br />
1924, Wladyslaw Reymont, romancı, Polonya<br />
1925, George Bernard Shaw, oyun yazarı, İrl.<br />
1926, Grazia Deledda, romancı, İtalya<br />
1927, Henri Bergson, filozof, Fransa<br />
1928, Sigrid Undset, romancı, Nor.<br />
1929, Thomas Mann, romancı, Alm.<br />
1930, Sinclair Lewis, romancı, ABD<br />
1931, Eric Axel Karlfeldt, şair, İsveç<br />
1932, John Galsworthy, romancı, İng.<br />
1933, İvan Bunin, romancı, SSCB<br />
1934, Luigi Pirandello, oyun yazarı, İtalya<br />
1935, Ödül verilmedi.<br />
1936, Eugene O&#8217;Neill, oyun yazarı, ABD<br />
1937, Roger Martin du Gard, romancı, Fr.<br />
1938, Pearl Buck, romancı, ABD<br />
1939, Frans Eemil Sillanpää, romancı, Fin.<br />
1943, Ödül verilmedi.<br />
1944, J.V. Jensen, romancı, Dan.<br />
1945, Gabriela Mistral, şair, Şili<br />
1946, Hermann Hesse, romancı, İsviçre<br />
1947, André Gide, romancı, denemeci, Fr.<br />
1948, T.S. Eliot, şair, eleştirmen, İng.<br />
1949, William Faulkner, romancı, ABD<br />
1950, Bertrand Russell, filozof, İng.<br />
1951, Pär Lagerkvist, romancı, İsveç<br />
1952, François Mauriac, şair, romancı, oyun yazarı, Fr.<br />
1953, Sir Winston Churchill, tarihçi, hatip, İng.<br />
1954, Ernest Hemingway, romancı, ABD<br />
1955, Halldör Laxness, romancı, İzl.<br />
1956, Juan Ramön Jiménez, şair, İsp.<br />
1957, Albert Camus, romancı, oyun yazarı, Fr.<br />
1958, Boris Pasternak, romancı, şair (ödülü reddetti), SSCB<br />
1959, Salvatore Quasimodo, şair, İtal.<br />
1960, Saint-John Perse, şair, Fr.<br />
1961, Ivo, Andric, romancı, Yug.<br />
1962, John Steinbeck, romancı, ABD<br />
1963, Georgios Seferis, şair, Yun.<br />
1964, Jean-Paul Sartre, filozof oyun yazarı (ödülü REDDETTİ<br />
1965, Mikhail Şoholov, romancı, SSCB<br />
1966, Shumuel Yosef Agnon, romancı, İsrail elly Sachs, şair, İsveç<br />
1967, Miguel Angel Asturias, romancı, Guat.<br />
1968, Kavabata Yasunari, romancı, Jap.<br />
1969, Samuel Beckett, romancı, oyun yazarı, İrl.<br />
1970, Aleksandr Soljenitsin, romancı, SSCB<br />
1971, Pablo Neruda, şair, Şili<br />
1972, Heinrich Böll, romancı, AFC<br />
1973, Patrick White, romancı, Avustralya<br />
1974, Eyvind Johnson, romancı, İsveç Harry Martinson, romancı, şair, İsveç<br />
1975, Eugenio Montale, şair, İtal.<br />
1976, Saul Bellow, romancı, ABD<br />
1977, Vicente Aleixandre, şair, İsp.<br />
1978, İsaac Bashevis Singer, romancı ABD<br />
1979, Odisseus Elitis, şair, Yun.<br />
1980, Czesraw Milosz, şair, ABD<br />
1981, Elias Canetti, romancı, denemeci, Bul.<br />
1982, Gabrial Garcia Márquez, romancı, gazeteci, Kolom.<br />
1983, William Golding, romancı, İng.<br />
1984, Jaroslav Seifert, şair, Çek.<br />
1985, Claude Simon, romancı, Fr.<br />
1986, Wole Soyinka, şair, oyun yazarı, Nijerya<br />
1987, Joseph Brodsky, şair, eleştirmen, ABD<br />
1988, Necib Mahfuz, romancı, Mısır<br />
1989, Camilo José Cela, romancı, İsp.<br />
1990, Octavio Paz, Mexico<br />
1991, Nadine, Gordimer, South Africa<br />
1992, Derek Walcott, Saint Lucia<br />
1993, Toni, Morrison, ABD<br />
1994, Kenzaburo Oe, Japonya<br />
1995, Seamus Heaney, İrlanda<br />
1996, Wislawa Szymborsa, Polonya<br />
1997, Dario Fo, İtalya<br />
1998, Jose Saramago, Portekiz<br />
1999, Günter Grass, Almanya<br />
2000, Gao Xingjian, Çin<br />
2006, Orhan Pamuk, Türkiye</span></span></p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/nobel-edebiyat-odulu/&amp;title=Nobel+Edebiyat+%C3%96d%C3%BCl%C3%BC" rel="nofollow" class="external" title="Bunu del.icio.us 'da paylaşın">Bunu del.icio.us 'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/nobel-edebiyat-odulu/&amp;title=Nobel+Edebiyat+%C3%96d%C3%BCl%C3%BC" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-stumbleupon">
			<a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/nobel-edebiyat-odulu/&amp;title=Nobel+Edebiyat+%C3%96d%C3%BCl%C3%BC" rel="nofollow" class="external" title="Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın ">Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/nobel-edebiyat-odulu/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Technorati'de paylaşın">Bunu Technorati'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-mixx">
			<a href="http://www.mixx.com/submit?page_url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/nobel-edebiyat-odulu/&amp;title=Nobel+Edebiyat+%C3%96d%C3%BCl%C3%BC" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Mixx'de paylaşın ">Bunu Mixx'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Nobel+Edebiyat+%C3%96d%C3%BCl%C3%BC+-+http://tinyurl.com/ylkwndc+" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://www.edebiyatzamani.com/index.php/nobel-edebiyat-odulu/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Nobel+Edebiyat+%C3%96d%C3%BCl%C3%BC&amp;link=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/nobel-edebiyat-odulu/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/nobel-edebiyat-odulu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Edebiyat ve Gerçeklik</title>
		<link>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-ve-gerceklik/</link>
		<comments>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-ve-gerceklik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 21:59:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat ve gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatzamani.com/?p=252</guid>
		<description><![CDATA[Bir edebî eserin temel özelliklerinden biri de sanatçının, eserinde meydana getirdiği dünyadır. Edebî eserde dış dünya, insan ve insana özgü özellikler kurmaca yoluyla dile getirilir. Bununla birlikte edebî eserlerde oluşturulan bu dünya tamamen hayalî değildir. Yani dış dünya dediğimiz gerçek dünya ile bağlantılıdır. Fakat gerçeğin tıpatıp aynısı da değildir.
Gerçeğin olduğu gibi yansıtılmaya çalışıldığı metinler, bilimsel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-253" title="edebiyatvegerceklik" src="http://www.edebiyatzamani.com/wp-content/uploads/2010/01/edebiyatvegerceklik.jpg" alt="edebiyatvegerceklik" width="147" height="200" />Bir edebî eserin temel özelliklerinden biri de sanatçının, eserinde meydana getirdiği dünyadır. Edebî eserde dış dünya, insan ve insana özgü özellikler kurmaca yoluyla dile getirilir. Bununla birlikte edebî eserlerde oluşturulan bu dünya tamamen hayalî değildir. Yani dış dünya dediğimiz gerçek dünya ile bağlantılıdır. Fakat gerçeğin tıpatıp aynısı da değildir.</p>
<p>Gerçeğin olduğu gibi yansıtılmaya çalışıldığı metinler, bilimsel metinlerdir. Nasıl ki bir ressamın yaptığı tablodaki görüntü ile o görüntünün gerçeği arasında &#8220;ressam farkı&#8221; varsa, edebî eserlerde de &#8220;yazar farkı&#8221; vardır. <em>Sanatçı, görüp duyduklarından etkilenir, onları yeniden biçimlendirir ve hayalinde yorumlar. </em>Bu yorumlamada şair ya da yazarın hayata bakışı aldığı eğitim, yaşadığı dönem, içinde yaşadığı çevre etkili olur. Ayrıca bilim ve bilgi alanlarının ortaya koyduğu sonuçlar, edebiyatın gerçekliğine kaynaklık eder.</p>
<p>Edebî metinlerin özelliklerinden biri de dikkatlere sunulan olayın hayalî olmasıdır. Destan, masal, mesnevî, hikâye ve roman gibi edebî eserleri, tarih, biyografi, seyahat yazısı, hatıra ve benzeri eserlerden ayıran hususiyet de burada aranmalıdır.</p>
<p>Kısacası edebi metinde olay, tarihî ve yaşanmış olandan farklıdır. Hiçbir romanın tarihî ve yaşanmış olayı olduğu gibi dikkatlere sunduğu iddia edilemez. <em>Gerçek dediğimiz şey, değişikliğe uğrayarak edebî eserin dünyasına girer. </em>Bundan dolayıdır ki hayatın gerçeği ile sanatın gerçeği birbirinden farklıdır. En gerçekçi olduğu iddia edilen edebî eserler dahi yaşanmış olanı değil, gerçeğe uygun olanı dikkatlere sunar</p>
<p>Kurtuluş Savaşı, tarihî bir hadisedir. Tarihçiler bu hadiseyi anlatırlar, romancılar da eserlerine konu alırlar. <em>Tarihçinin çalışması bir fotoğrafa; romancının çalışması ise resme benzer.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>İçinde bulunduğumuz, yaşadığımız âlemin dışında edebî metinde yer alan âleme haricî âlem (kurmaca dünya) denir. Bu âlem, insanın hayalinde oluşur ve anlatma vasıtasıyla dışa aksettirilir.</p>
<p>Özet olarak, edebiyat, gerçek hayatın yorumlanmasıdır.</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-ve-gerceklik/&amp;title=Edebiyat+ve+Ger%C3%A7eklik" rel="nofollow" class="external" title="Bunu del.icio.us 'da paylaşın">Bunu del.icio.us 'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-ve-gerceklik/&amp;title=Edebiyat+ve+Ger%C3%A7eklik" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-stumbleupon">
			<a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-ve-gerceklik/&amp;title=Edebiyat+ve+Ger%C3%A7eklik" rel="nofollow" class="external" title="Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın ">Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-ve-gerceklik/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Technorati'de paylaşın">Bunu Technorati'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-mixx">
			<a href="http://www.mixx.com/submit?page_url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-ve-gerceklik/&amp;title=Edebiyat+ve+Ger%C3%A7eklik" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Mixx'de paylaşın ">Bunu Mixx'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Edebiyat+ve+Ger%C3%A7eklik+-+http://tinyurl.com/y9ae2ou+" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-ve-gerceklik/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Edebiyat+ve+Ger%C3%A7eklik&amp;link=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-ve-gerceklik/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-ve-gerceklik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günahkar Şehrin Tövbekar Yananı</title>
		<link>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/gunahkar-sehrin-tovbekar-yanani/</link>
		<comments>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/gunahkar-sehrin-tovbekar-yanani/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2010 20:07:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ders Notları]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[mahrem]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[yeditepe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatzamani.com/?p=248</guid>
		<description><![CDATA[Büyük büyük şehirlerin birinde, zamanın taşı toprağı altın rivayetinde, yeditepesini gördüğüm bir çay bahçesinde düştü geçmişim düşüme…
Çocukluğumun siyah beyaz filmlerinde dünyaya henüz renk gelmediğini düşündüğüm zamanlar.
Oysaki henüz kimse renk kavramını da anlatmamıştı bana. Siyahı ve beyazı gözüme değenlerle tanımıştım.
Kim bilir? Büyüdüğümde gerçek maviyi nasıl olsa hiç göremeyeceğimin farkındaymışım demekki.
“Ey büyük şehir!
Ey yedi tepeli İstanbul!
Bana anlatsana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Büyük büyük şehirlerin birinde, zamanın taşı toprağı altın rivayetinde, yeditepesini gördüğüm bir çay bahçesinde düştü geçmişim düşüme…</em></p>
<p>Çocukluğumun siyah beyaz filmlerinde dünyaya henüz renk gelmediğini düşündüğüm zamanlar.<br />
Oysaki henüz kimse renk kavramını da anlatmamıştı bana. Siyahı ve beyazı gözüme değenlerle tanımıştım.<br />
Kim bilir? Büyüdüğümde gerçek maviyi nasıl olsa hiç göremeyeceğimin farkındaymışım demekki.</p>
<p>“Ey büyük şehir!<br />
Ey yedi tepeli İstanbul!<br />
Bana anlatsana zamanının mavisini, Çamlıca’ nın tepesinden baktıklarında ağaçlar nasıl yeşildi? , deniz nasıl kamaştırırdı gözlerini insanların?<br />
O zaman siyah nerdeydi söylesene bana?”<br />
<span id="more-248"></span><br />
“Ey İstanbul! Neden griye dönük tüm varlığın? Koca renk skalasında ne diye gidip siyaha bulaştın söylesene bana?”</p>
<p>“Neden her mahremine siyahın girmesine izin verdin İstanbul? Sana tecavüz etmesine nasıl göz yumarsın? Tüm döllerini adım atlamadan nasıl bıraktı her zerrene? Ve her dölü neden ona benzedi İstanbul? Kendini nasıl sattın İstanbul anlat!!!</p>
<p>“Hani senin gökyüzünün, denizinin mavisi ? Nerde kırının, korularının yeşili ? Nerde bulutlarının beyazı? Tepelerindeki o güzel renkli çiçekler, ağaçlar…. Onları da mı koruyamadın İstanbul?”</p>
<p>“Ey koca İstanbul!!!”<br />
“Daha kaç çocuk siyahı sende tanıyacak ve gözyaşının temizliğinde derman arayacak derdine? Daha kaç yürek gözündeki yaşla siyahı temizlemek için yok olacak senin varlığında?”</p>
<p><em>Sana sitemim çok ağır İstanbul. Yangınım büyük. İsyanım soluksuz…</em></p>
<p>Seni ben affedemem İstanbul..</p>
<p>Çünkü seni aklamak başından aşağı kırk tas su dökmek kadar kolay değil!!!</p>
<p>Şimdi seni terk etmeli, seni en günahkar halinde öylece bırakıp gitmeli ve seni siyahına gömmeli&#8230;</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/gunahkar-sehrin-tovbekar-yanani/&amp;title=G%C3%BCnahkar+%C5%9Eehrin+T%C3%B6vbekar+Yanan%C4%B1" rel="nofollow" class="external" title="Bunu del.icio.us 'da paylaşın">Bunu del.icio.us 'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/gunahkar-sehrin-tovbekar-yanani/&amp;title=G%C3%BCnahkar+%C5%9Eehrin+T%C3%B6vbekar+Yanan%C4%B1" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-stumbleupon">
			<a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/gunahkar-sehrin-tovbekar-yanani/&amp;title=G%C3%BCnahkar+%C5%9Eehrin+T%C3%B6vbekar+Yanan%C4%B1" rel="nofollow" class="external" title="Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın ">Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/gunahkar-sehrin-tovbekar-yanani/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Technorati'de paylaşın">Bunu Technorati'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-mixx">
			<a href="http://www.mixx.com/submit?page_url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/gunahkar-sehrin-tovbekar-yanani/&amp;title=G%C3%BCnahkar+%C5%9Eehrin+T%C3%B6vbekar+Yanan%C4%B1" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Mixx'de paylaşın ">Bunu Mixx'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=G%C3%BCnahkar+%C5%9Eehrin+T%C3%B6vbekar+Yanan%C4%B1+-+http://tinyurl.com/yfl7n9e+" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://www.edebiyatzamani.com/index.php/gunahkar-sehrin-tovbekar-yanani/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=G%C3%BCnahkar+%C5%9Eehrin+T%C3%B6vbekar+Yanan%C4%B1&amp;link=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/gunahkar-sehrin-tovbekar-yanani/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/gunahkar-sehrin-tovbekar-yanani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fantastik Edebiyatta Gerçek</title>
		<link>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/fantastik-edebiyatta-gercek/</link>
		<comments>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/fantastik-edebiyatta-gercek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Dec 2009 17:15:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek gerçek dışı]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekdışı]]></category>
		<category><![CDATA[latin amerika]]></category>
		<category><![CDATA[romantizm julio cortazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatzamani.com/?p=241</guid>
		<description><![CDATA[Zaman zaman tanıdığımız gerçeğin dışında, daha başka, algılayamadığımız şeyler olabileceğ ini düşünmek bizi hem korkutur, hem de meraklandırır. Bu duyguya en çok kitap okurken kapılır insan. Gerçek ve gerçekdışı gibi konular özellikle şu iki edebiyat türünde etkili olmuştur: Büyülü gerçekçilik (magischer Realismus ) ve fantastik edebiyat(phantastische Literatur ).
Edebiyat tarihinde bu iki tür çok kez aynı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span>Zaman zaman tanıdığımız gerçeğin dışında, daha başka, algılayamadığımız şeyler olabileceğ ini düşünmek bizi hem korkutur, hem de meraklandırır. Bu duyguya en çok kitap okurken kapılır insan. Gerçek ve gerçekdışı gibi konular özellikle şu iki edebiyat türünde etkili olmuştur: Büyülü gerçekçilik (magischer Realismus ) ve fantastik edebiyat(phantastische Literatur ).</span></p>
<p>Edebiyat tarihinde bu iki tür çok kez aynı anlamda kullanılmasına karşın, içerikleri farklıdır. Büyülü gerçekçilik, 60&#8242;lı yılllarda Latin Amerika&#8217;da oluş muştur. ´´Boom&#8220; diyeadlandırılan bu edebiyat akımı akla Borges, Gabriel Garcia Marquez, Asturias ve Cortazar gibi yazarları getirir. Bu yazarlar, Avrupa&#8217;daki gerçeğin yeterli olmadığı ve GüneyAmerika&#8217;nın doğ al ve sosyal yönden çeşitliliğinin kendine has bir gerçek gerektirdiği kanısındadırlar. Büyülü gerçekçilik, bildiğimiz gerçek ile efsanelerin, fantastizmin arasındaki sınırı aşar.Yalnız bu yazarlardan bir tanesi, yeni bir gerçek vermekten ziyade Avrupa&#8217;daki gerçek ile yeni gerçeği bağdaştırmağa çalışı r; o da Julio Cortazar&#8217;dır. Kendisi, Borges ile birlikte, en tanınmış Arjantinli yazarlardan biridir. Cortazar&#8217;ın büyülü gerçekçiliği Avrupa romantizmine benziyor, mesela bir Edgar Alan Poe ya da bir Kafka gibi. Bundan dolayı Cortazar&#8217;ı n hikayeleri fantastik edebiyat olarak tanımlanıyor.<span id="more-241"></span></p>
<p>Peki, fantastik edebiyat nedir? Cortazar&#8217;daki fantastik edebiyat hayal gücüyle üretilen dünya ile gerçe ğin arasındaki sı nırı kaldırır. Böylece okurun gerçeği baş ka gözle görebilmesini sağlar. Cortazar&#8217;ın fantastizmini irdelemek hiç de kolay değildir. Fantastik olan bir taraftan yazarın kendi yaşadığı, izah edemediği deneylerden ve fantastik edebiyatın metinsel çerçevesinden oluşur, diğ er taraftan ise fantastik olan metinlerarası etkilerin ürünüdür, çünkü alışılmışın dışındalık salt bir fikir olarak etkili olamaz. Fantastik dünya ancak olağandışılıkla normal hayatın birleşmesinden ortaya çıkar.</p>
<div><span>Yine de fantastik metin, her şey olabilen bir dünyayı temsil eder, ama  sın ırlarını aşabilme olanağını göstererek yapar bunu. Cortazar&#8217;ın hikayelerinde de  kişilerin iç dünyasıyla güncel olaylar birleşince fantastik boyutlara ulaşıyor. Mesela bir adamın kazağını giymek isterken kendi kendini boğması ya da insanın başka bir insanda yeniden doğması ( Reinkarnation).<br />
</span><span><br />
Özellikle ikinci örnekte fantastik edebiyatın ne kadar etkileyici olabildiği gözönüne geliyor. Bu hikayenin adı Gizli Silahlar ( Las armas secretas ). Hikayenin kahramanı Pierre, güncel olaylara en ufak ayrıntılarına dek çok ilgi gösterir. Pierre ile kız arkadaşı Michele geçimsizlikle sevgi arasında parçalanan bir aşk ilişkisi sürdürürler. Michele yıllar önce bir Alman asker tarafından tecavüze uğramıştır. Asker sonra yakalanıp öldürülmüş tür. Pierre günden güne o askere benzemeye başlar, mimikleri ve davranışları değiş ir. Sonuçta tecavüz sahnesi Pierre tarafından aynı şekilde sahnelenir ve hikaye burada biter.<br />
</span><br />
Hikayenin ilginç yönü şudur: Pierre&#8217;in o asker olup olmadığı son sahneye kadar ortaya çıkmıyor. Hatta hikâyeyi okuduktan sonra bile gerçek ile fantastik dünyayı ayırt edebilmek zor. Burada Cortazar güncel yaşamı bambaşka bir bakış açısından anlatmaya çalışıyor. Hikâyelerindeki karakterler güncel ş eylere çok ilgi gösteriyorlar. Bu ilgiden dolayı güncel şeyler müstesna ve mistik bir olaya dönüşüyor. Hayal gücünden yola çıkarak Cortazar gerçeğ i aramakta.Realitenin yeni boyutları izinde Cortazar gerçeği arıyor.</div>
<div>Yazarın gerçek üzerine düşünceleri şöyle: Fantastik dünya objektif olayların bir parçası değ il, başka bir gerçeğ in varoluşunun bilincine varmaktı r. Bu anlamda Cortazar için gerçekle fantastizm (fantastik olan) var, yalnız fantastik dünyanın genellikle algılanamayan bir farkı, gerçeğin bir parçası olmasıdır. Fantastizmi ya şayabilmek için öncelikle güncel korkularımızı üzerimizden atmamız ve bilimsel tasarlanmış korunmalı gerçeği terk etmemiz gerekir. Ayrıca Cortazar&#8217;ın düşüncesine göre insanlar böyle bir dünyaya evet  demekle hayatın ta kendisine evet demiş olurlar, ama tamamen hür bir şekilde ve akılla hayal gücünü son aşamaya kadar kullanarak.<br />
<span><br />
Peki, tüm bu Cortazar&#8217;ı n gerçek  ve fantastizm üzerine yaptığı tasarımlar bizim yaşadığımız gerçek için de geçerli mi? Önce ş öyle bir fark var: Cortazar, fantastik dünyayı edebiyatı ile yaratır. Normal hayatta ise ancak rastlantılarla fantastik bir dünyanın varlığına inanabiliriz. Örneğin çoğu insan bir kişiyi daha önce tanımış olduğunu hisseder, oysa o kişiyle bu ilk karşılaşmasıdır. O an mistik bir atmosferin varolduğunu hissederiz<br />
</span></div>
<div>Gerçekdışı olaylardan korktuğumuz kadar da onları merak ederiz. Fala bakarız ve büyüler  yaparız. Ama Cortazar&#8217;ın kastettiği fantastizm sadece o değ il. Daha ziyade güncel yaşamda birçok şeye başka türlü bakma olanağını bulamadığımızı dile getiriyor. Gerçekten dünya gözlerimizle gördüğümüz, kulaklarımızla duyduğumuz ve ellerimizle hissettiğimiz gibi mi? Yoksa algılayamadığımız şeyler var mı? Bunu bilemiyoruz. Gerçeğe başka açıdan bakmak zenginleştirici olabilir, ama fantastizmi gerçekte de yaşamak olanaksı z görünüyor.</p>
<p><a href="http://www.ayrinti.net/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=853&amp;Itemid=168" target="_blank">Kaynak için tıklayınız</a></div>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/fantastik-edebiyatta-gercek/&amp;title=Fantastik+Edebiyatta+Ger%C3%A7ek" rel="nofollow" class="external" title="Bunu del.icio.us 'da paylaşın">Bunu del.icio.us 'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/fantastik-edebiyatta-gercek/&amp;title=Fantastik+Edebiyatta+Ger%C3%A7ek" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-stumbleupon">
			<a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/fantastik-edebiyatta-gercek/&amp;title=Fantastik+Edebiyatta+Ger%C3%A7ek" rel="nofollow" class="external" title="Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın ">Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/fantastik-edebiyatta-gercek/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Technorati'de paylaşın">Bunu Technorati'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-mixx">
			<a href="http://www.mixx.com/submit?page_url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/fantastik-edebiyatta-gercek/&amp;title=Fantastik+Edebiyatta+Ger%C3%A7ek" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Mixx'de paylaşın ">Bunu Mixx'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Fantastik+Edebiyatta+Ger%C3%A7ek+-+http://tinyurl.com/y8c4hn9+" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://www.edebiyatzamani.com/index.php/fantastik-edebiyatta-gercek/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Fantastik+Edebiyatta+Ger%C3%A7ek&amp;link=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/fantastik-edebiyatta-gercek/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/fantastik-edebiyatta-gercek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güzel Sanatlar İçerisinde Edebiyatın Yeri</title>
		<link>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/guzel-sanatlar-icerisinde-edebiyatin-yeri/</link>
		<comments>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/guzel-sanatlar-icerisinde-edebiyatin-yeri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Dec 2009 17:10:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[güzel sanatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatzamani.com/?p=237</guid>
		<description><![CDATA[Sanat insanın güzellik karşısında duyduğu heyecan ve hayranlığı uyandırmak için ortaya koyduğu yaratıcılıktır. Sanatın temelinde insan sevgisi, hoşgörü, yaratma özgürlüğü vardır.
Sanat insanın varlık şartlarından biridir. İnsanın olduğu her yerde sanat vardır. (Mağara resimleri, antik süs eşyaları, işlenmiş kap kaçak vb.) Sanatın amacı da zaten insanlarda güzel duygular uyandırmak,insan hayatını renklendirmek, güzelleştirmektir. Resim, tiyatro, şiir, dans, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Sanat insanın güzellik karşısında duyduğu heyecan ve hayranlığı uyandırmak için ortaya koyduğu yaratıcılıktır. Sanatın temelinde insan sevgisi, hoşgörü, yaratma özgürlüğü vardır.</p>
<p align="justify">Sanat insanın varlık şartlarından biridir. İnsanın olduğu her yerde sanat vardır. (Mağara resimleri, antik süs eşyaları, işlenmiş kap kaçak vb.) Sanatın amacı da zaten insanlarda güzel duygular uyandırmak,insan hayatını renklendirmek, güzelleştirmektir. Resim, tiyatro, şiir, dans, müzik ve kitapların olmadığı bir dünyada</p>
<p align="justify">yaşadığımızı düşünürsek sanatın insan hayatı için ne kadar vazgeçilmez ve önemli olduğunu anlarız.</p>
<p align="justify">İnsanlar kendilerini farklı araçlarla ifade edebilirler. Kimisi resimle,müzikle, dansla heykelle kimisi de şiirle, romanla, hikayeyle yani edebiyat vasıtasıyla ifade ederler.</p>
<p align="justify">İnsanoğlu hayatı boyunca güzeli istemiştir. Sözüne yazısına(edebiyat), sesine (müzik) kullanabildiği renklere(resim), yaşadığı mekâna(mimarlık), işleyebildiği her türlü maddeye (heykeltıraş) güzellik vermek insanoğlunun yaşam felsefesi olmuştur ki bu da güzel sanatlar dediğimiz şubeleri doğurmuştur.</p>
<p align="justify">Edebiyat bu güzel sanatların bir koludur. Edebiyat; sözde, yazıda, düşüncede, hayalde güzellik demektir.</p>
<p align="justify">Edebiyat; dil ile gerçekleştirilen, malzemesi dil olan güzel sanat etkinliğidir. Edebi eser öncelikle sanat değeri olan eserdir. Edebi eserlerde dikkatle kullanılmış bir dil vardır.</p>
<p align="justify">Bilim nasıl ki akla, mantığa, öğretmeye yönelik ise sanat da insan ruhunu doyurmaya, güzelleştirmeye yöneliktir.</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/guzel-sanatlar-icerisinde-edebiyatin-yeri/&amp;title=G%C3%BCzel+Sanatlar+%C4%B0%C3%A7erisinde+Edebiyat%C4%B1n+Yeri" rel="nofollow" class="external" title="Bunu del.icio.us 'da paylaşın">Bunu del.icio.us 'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/guzel-sanatlar-icerisinde-edebiyatin-yeri/&amp;title=G%C3%BCzel+Sanatlar+%C4%B0%C3%A7erisinde+Edebiyat%C4%B1n+Yeri" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-stumbleupon">
			<a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/guzel-sanatlar-icerisinde-edebiyatin-yeri/&amp;title=G%C3%BCzel+Sanatlar+%C4%B0%C3%A7erisinde+Edebiyat%C4%B1n+Yeri" rel="nofollow" class="external" title="Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın ">Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/guzel-sanatlar-icerisinde-edebiyatin-yeri/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Technorati'de paylaşın">Bunu Technorati'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-mixx">
			<a href="http://www.mixx.com/submit?page_url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/guzel-sanatlar-icerisinde-edebiyatin-yeri/&amp;title=G%C3%BCzel+Sanatlar+%C4%B0%C3%A7erisinde+Edebiyat%C4%B1n+Yeri" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Mixx'de paylaşın ">Bunu Mixx'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=G%C3%BCzel+Sanatlar+%C4%B0%C3%A7erisinde+Edebiyat%C4%B1n+Yeri+-+http://tinyurl.com/yljlv2r+" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://www.edebiyatzamani.com/index.php/guzel-sanatlar-icerisinde-edebiyatin-yeri/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=G%C3%BCzel+Sanatlar+%C4%B0%C3%A7erisinde+Edebiyat%C4%B1n+Yeri&amp;link=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/guzel-sanatlar-icerisinde-edebiyatin-yeri/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/guzel-sanatlar-icerisinde-edebiyatin-yeri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kinaye (Değinmece)</title>
		<link>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/kinaye-deginmece/</link>
		<comments>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/kinaye-deginmece/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Dec 2009 14:46:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Akımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[benzetme]]></category>
		<category><![CDATA[değinmece]]></category>
		<category><![CDATA[kinaye]]></category>
		<category><![CDATA[mecaz anlam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatzamani.com/?p=227</guid>
		<description><![CDATA[Bir sözün, benzetme amacı güdülmeden, hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek biçimde kullanılmasına kinaye denir.
Kinayede asıl kastedilen, mecaz anlamdır. Kinayeden;karşıdakini incitmeden iğnelemede,hafif ve zarif biçimde alaya almada yararlanılır.
Deyim ve atasözlerimizde kinayeye çok rastlanır.
Örnekler:
* &#8220;Arkadaşın dayısı güçlüdür, halleder.&#8221;
* &#8220;Bırak onu, burnu büyük adamdan hayır gelmez.&#8221;
* &#8220;Çocukların velvelesi, herkesi ayağa kaldırdı.&#8221;
* &#8220;Çok zahmet çektik, sonunda ayağımız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir sözün, benzetme amacı güdülmeden, hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek biçimde kullanılmasına kinaye denir.<br />
Kinayede asıl kastedilen, mecaz anlamdır. Kinayeden;karşıdakini incitmeden iğnelemede,hafif ve zarif biçimde alaya almada yararlanılır.</p>
<p>Deyim ve atasözlerimizde kinayeye çok rastlanır.</p>
<p><strong>Örnekler:</strong><br />
* &#8220;Arkadaşın dayısı güçlüdür, halleder.&#8221;<br />
* &#8220;Bırak onu, burnu büyük adamdan hayır gelmez.&#8221;<br />
* &#8220;Çocukların velvelesi, herkesi ayağa kaldırdı.&#8221;<br />
* &#8220;Çok zahmet çektik, sonunda ayağımız düze bastı.&#8221;<br />
* &#8220;Ne yapsın, ayağı kaydı bir kere.&#8221;<br />
* &#8220;Böyle yürürseniz mahalleye yatsıya varırsınız.&#8221;<br />
* &#8220;Bu taşı bize dostumuz atıyorsa durup düşünmemiz gerekir.&#8221;<br />
* &#8220;Eh,bu hızla gidersek, okula belki yarın sabah varırız.&#8221; ÖSS</p>
<p>* &#8220;Ey benim sarı tamburam<br />
Sen ne için inilersin<br />
-İçim oyuk derdim büyük<br />
Ben onun&#8217;çün inilerim.&#8221;</p>
<p>* &#8220;Ben toprak oldum yoluna<br />
Sen aşırı gözetirsin<br />
Şu karşıma göğüs geren<br />
Taş bağırlı dağlar mısın?&#8221;</p>
<p>* &#8220;içinizde en yürekli olan gelsin.&#8221;<br />
* &#8220;Yokuş çıkmayı göze almayanlar hep çukurda kalır.&#8221;<br />
* &#8220;Atılan ok geri gelmez.&#8221;<br />
* &#8220;Rüzgâra karşı tüküren kendi yüzüne karşı tükürür.&#8221;<br />
* &#8220;Karşısında ağzımı açamadım ki.&#8221;</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/kinaye-deginmece/&amp;title=Kinaye+%28De%C4%9Finmece%29" rel="nofollow" class="external" title="Bunu del.icio.us 'da paylaşın">Bunu del.icio.us 'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/kinaye-deginmece/&amp;title=Kinaye+%28De%C4%9Finmece%29" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-stumbleupon">
			<a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/kinaye-deginmece/&amp;title=Kinaye+%28De%C4%9Finmece%29" rel="nofollow" class="external" title="Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın ">Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/kinaye-deginmece/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Technorati'de paylaşın">Bunu Technorati'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-mixx">
			<a href="http://www.mixx.com/submit?page_url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/kinaye-deginmece/&amp;title=Kinaye+%28De%C4%9Finmece%29" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Mixx'de paylaşın ">Bunu Mixx'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Kinaye+%28De%C4%9Finmece%29+-+http://tinyurl.com/yhkqztb+" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://www.edebiyatzamani.com/index.php/kinaye-deginmece/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Kinaye+%28De%C4%9Finmece%29&amp;link=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/kinaye-deginmece/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/kinaye-deginmece/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Edebiyat Toplum İlişkisi</title>
		<link>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-toplum-iliskisi-2/</link>
		<comments>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-toplum-iliskisi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Dec 2009 14:37:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebi Akımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[ayna]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[sembolik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyo-kültürel]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ulus]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatzamani.com/?p=223</guid>
		<description><![CDATA[Bir ulusu ortak paydada toplayan ve ulusa ulus kimliğini veren dilidir, kültürüdür. Bir toplumun kimliğini kaybettirme politikası güden ülkeler veya uygarlıklar o ulusun önce dilini sonra dinini ve en sonunda da kaçınılmaz olan ve bunu doğuran kültürü değiştirirler.
Bir toplumun kültürü o toplumun aynasıdır. Bir ulusun kimliğini çözmek için önce dilini öğrenmeliyiz ancak bu şekilde bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir ulusu ortak paydada toplayan ve ulusa ulus kimliğini veren dilidir, kültürüdür. Bir toplumun kimliğini kaybettirme politikası güden ülkeler veya uygarlıklar o ulusun önce dilini sonra dinini ve en sonunda da kaçınılmaz olan ve bunu doğuran kültürü değiştirirler.</p>
<p>Bir toplumun kültürü o toplumun aynasıdır. Bir ulusun kimliğini çözmek için önce dilini öğrenmeliyiz ancak bu şekilde bir ulusun kültürünü yorumsuz olarak tahlil etme olanağını buluruz. Bir toplumda sosyo – kültürel sistemin gerçekten var olabilmesi için öncelikle bireylerin kişiliği ve bireylerin birbiriyle anlaşmak için kullandığı sembolik bir sistem olan dilin bulunması şarttır. Çünkü toplum yaşamı ancak iletişimle (dil ile) olanaklıdır. Dilsiz hiçbir düşünce var olamaz, insan kendi kendine düşündüğü zaman dahi sözcüklerle yani dil ile düşünür.”Dil nasıl meydana gelmiştir? “ e cevap ararsak; insanlar ilçağlardan bu yana birbirlerine bir şeyler aktarma gereği duymuşlardır. Bu ihtiyaç kendi çözümünü oluşturmuş ve bunun sonucunda söyleme ihtiyacı dili meydana getirmiştir.</p>
<p>Bu dönem öncesinde insanlar ancak birbirlerine aktarmak istediklerini fiziksel özelliklerini kullanarak gerçekleştirmişlerdir. Bu ise kültürlerin meydana gelmesinde en önemli faktör olan kendinden bir sonraki nesile aktarma olanağını sağlayamamıştır. Bunun bir sonucudur ki dilin kullanılmadığı dönemler, uygarlıklar ve insan toplulukları hakkında fikir sahibi olamamışızdır. İnsanlar konuşmasalardı yani dili kullanmasalardı, bilgilerini saklayıp yeni kuşaklara aktaramazlardı. İnsanlık, evlatlarına 20 milyon yıllık bir bilgi bırakamazdı yani insan toplumu hızlı gelişimini dile borçludur. Dil bir yerde araçtır toplumsal kültürün aktarımında şu döngü sağlanmalıdır: dil kültürü aktarırken kültür dili beslemelidir ancak bu şekilde dilde ve kültürde zenginleşme sağlanabilir.<br />
<span id="more-223"></span><br />
Her toplumun birikimi olarak adlandırılabilecek kültür, doğal yaşama karşın insanoğlunun yarattıklarıdır. Her kültürün bilinçli veya bilinçsiz, doğru veya yanlış bir yönü vardır. Her toplum doğaya karşı yaratımlar oluşturuken, maksadı diğer toplumların gerisinde kalmamayı amaçlar. Kültür; toplumlarda yaşayan insanlar tarafından yaratılır,yaşatılır ve ortaklaşa paylaşılır. Paylaşılan, yani kabul edilmiş olan tutum ve değerler o toplumun kültürüdür. Bu kültür zamanla değişim gösterir ve göstermelidir de çünkü insan ve burdan hareketle toplum değişim gösterir çok düşük bir oran dışında toplumlar olumlu yönde değişimler gösterir. Bu değişimler insanda, toplumda ve onun oluşturduğu kültürde yansıma göstermelidir. Bu yansıma sistemin bütünlüğünde birden gerçekleşivermez. Bu bir süreç içinde değişim gösterir. Bu muhtelif alanlarda hızlı olurken bazı alanlarda yavaş olmaktadır. Bu alanlar arası uyum süreci kurumlar arası bir farklılaşma meydana getirir.</p>
<p>Bu tip durumlarda bu evreyi atlatmış olan toplumlardan alıntılar yapılır yani hazır çözümler alınır. Bu geçiş dönemi sırasında eğer uzun vadeli ve sağlıklı çözümler isteniyorsa toplum kendi çözümünü kendi bulmak zorundadır bunu da ancak kendi yaratıcılığıyla yapmak durumundadır. Sonuçta kültürel öğeler toplumun üyelerine bir hizmet verdiği ve doyum verdiği için var olmuşlardır ve ancak bu şekilde toplumun hizmetinde olabilmiştir. Toplumun ihtiyaç ve düşüncelerine uymayan bir çözüm ilkesi o toplum tarafından kabul görmez. Kültürün sürekliliği ancak toplum tarafından oluşturulduğunda ve toplumun hizmetinde olduğunda sağlanabilir.</p>
<p>Toplumsal ve üretici eylemler sonucunda düşünce oluşur. Bu oluşum sürecinde tarihsel ve toplumsal birikimler rol oynar. Çünkü düşüncenin kökeni insanın ve toplumun varlığına dayanır, buradan yansır. İnsan topluluğunun dışında asla düşünce olamaz yani düşüncenin üreticisi de kullanıcısı da insan topluluğudur.Düşüncenin kökeninde yer alan toplumsal – tarihsel birikim dışında bireye inildiğinde bu düşünce içeriksel olarak değişir ve de daha ileriye doğru gelişir. Yani kişisel boyuta inildiğinde düşünce özerklik kazanır. Bir toplumun egemen sınıfına da bu şekilde ulaşılır. Toplumun düşüncedeki egemen sınıfı toplumu yönlendirici, geliştirici ve toplumun manevi gücüdür.</p>
<p>Toplumsal düşünceler bir toplumun ya da toplumsal kesimin gereksinimlerinden doğarlar. Bu toplumsal düşünceler toplumsal yaşamda etkin olarak işlev görürler. Bu toplumsal düşüncelerdir kültürün sürekliliğini sağlayanlar. Toplumun düşüncedeki egemen sınıfı düşünceleriyle sanata yakınlık sağlar ve toplumu bu yöne çekerler, yani burada toplumu geliştirici gücünü kullanırlar.<br />
Ulusları birbirlerinden farklı kılan unsurlar: dilleri, kültürleri, düşünceleri, dinleridir. Bunlar o ulusların toplumsal ortağıdır yani ulusun bireyleri bu ortak payda da birleşir ve bu toplumsaldan bireye inildikçe bunlar farklılık gösterebilir. Bir ulusun dilinde olumlu yönde bir değişim arzulanır ve bu ancak o toplumun üretkenliğiyle sağlanır. Kültürün zede görmemesi, düşüncelerin toplumca üretilmiş olmasıyla yani çözümlerin toplumun kendisi tarafından çözülmesi ile sağlanır.</p>
<p>Burada görmüş olduğumuz dilin, düşüncenin, kültürün ve de toplumun birbiri ile içiçe olmasıdır. Bu etmenlerden herhangi birinin değişmesi ile bu özelden genele yani insan ölçeğinden toplumsal ölçeğe doğru artarak cevap bulur. Buradan hareketle toplumun özerkliği kendi düşüncesini kendi diliyle oluşturması ile sağlanır ve ancak gelişir.</p>


<!-- Begin SexyBookmarks Menu Code -->
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-bg-enjoy">
<ul class="socials">
		<li class="sexy-delicious">
			<a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-toplum-iliskisi-2/&amp;title=Edebiyat+Toplum+%C4%B0li%C5%9Fkisi" rel="nofollow" class="external" title="Bunu del.icio.us 'da paylaşın">Bunu del.icio.us 'da paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-digg">
			<a href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-toplum-iliskisi-2/&amp;title=Edebiyat+Toplum+%C4%B0li%C5%9Fkisi" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Digg'leyin!">Bunu Digg'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-stumbleupon">
			<a href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-toplum-iliskisi-2/&amp;title=Edebiyat+Toplum+%C4%B0li%C5%9Fkisi" rel="nofollow" class="external" title="Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın ">Beğendiniz mi?  StumbleUpon'da paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-technorati">
			<a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-toplum-iliskisi-2/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Technorati'de paylaşın">Bunu Technorati'de paylaşın</a>
		</li>
		<li class="sexy-mixx">
			<a href="http://www.mixx.com/submit?page_url=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-toplum-iliskisi-2/&amp;title=Edebiyat+Toplum+%C4%B0li%C5%9Fkisi" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Mixx'de paylaşın ">Bunu Mixx'de paylaşın </a>
		</li>
		<li class="sexy-twitter">
			<a href="http://twitter.com/home?status=Edebiyat+Toplum+%C4%B0li%C5%9Fkisi+-+http://tinyurl.com/yfftyr2+" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Tweet'leyin!">Bunu Tweet'leyin!</a>
		</li>
		<li class="sexy-comfeed">
			<a href="http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-toplum-iliskisi-2/feed" rel="nofollow" class="external" title="Bu yazının yorumlarına abone olun!">Bu yazının yorumlarına abone olun!</a>
		</li>
		<li class="sexy-friendfeed">
			<a href="http://www.friendfeed.com/share?title=Edebiyat+Toplum+%C4%B0li%C5%9Fkisi&amp;link=http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-toplum-iliskisi-2/" rel="nofollow" class="external" title="Bunu Friendfeed'de paylaşın">Bunu Friendfeed'de paylaşın</a>
		</li>
</ul>
<div style="clear:both;"></div>
</div>
<!-- End SexyBookmarks Menu Code -->

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.edebiyatzamani.com/index.php/edebiyat-toplum-iliskisi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
